Kapak fotoları

Facebook artık tüm kullanıcılarının bildiği üzere zaman tüneli uygulamasını aktif hale getirerek bir yeniliğe daha el atmış bulunmaktadır. Aynı zamanda sitemizde bir çok kategoride sürekli yenilenen içeriğimiz ile sizleri baş tacı etmiş bulunuyoruz. Birden fazla manzara kapak resimleri isimli yazımız ile manzara kapak fotoğrafı arayan ziyaretçilerimizi de sitemiz üzerinden yayınladığımız Facebook zaman tüneli resimleri ile kişisel facebook profillerinizi şenlendirmeye hız kesmeden devam ediyoruz. Bir çok araba delisi olan ziyaretçilerimiz içinde onlara özel facebook araba kapak resimleri de yayınlanmaktadır. Umarım yayınladığımız kapak fotoğraflarımızı beğenirsiniz.

merhaba arkadaşlar bloguma fazla kişi girmemesinden muzdarip olup ne güzel bir proje olacak ümidiyle site açmıştım oysaki isminide iyi gelir getirsin diye mobilya dekorasyonlari , mutfak dekorasyonları ıvır zıvır koydum ama ne gelen var ne giden sayactan baktımda 20 kişi falan gelmiş bugun onlara teşekkür ediyorum her ne kadar google resimlerden gelmiş olsalarda mobilya dekorasyon siteme siteme daha cok içerik girmeye çalışcam ziyaretçi sayısının artmasını bekliyorum bakalım ziyaretçilerimiz gelecek mi
arçelik çamaşır makineleri modelleri fiyatları 2011, modern katlanabilir masa,istikbal dört mevsim pike takımları, saray mutfak halı modelleri 
 bu kelimelerden gelmiş ziyaretçilerimiz daha cok gelmesi dileğiyle

Avcı Kuşağının Altındaki Güzel

     Kışın gökyüzünü süsleyen en önemli bulutsu kuşkusuz Avcı (Orion) Bulutsusu. Avcı Bulutsusu, geçmişteki sembolik resimlerde kalkanı ve kılıcıyla gösterilmiş. Avcı Bulutsusu’nda yaşamının sonlarına yaklaşan Betelgeuse yıldızı da kırmızı renkte dikkat çekmektedir.

     Tabi burada Avcı Bulutsusu’ndan değil, Becklin-Neugebauer (BN) cisminden bahsedeceğiz. 1968 yılında Eric Becklin ve Gerry Neugebauer tarafından keşfedildi. Cisim kızılötesi gökbilimin ilk buluşlarındandır.

     BN’nin önemi yeni ve büyük bir yıldızın oluşum bölgesi olmasıdır. Çünkü bu bölgeden yoğun bir şekilde kızılötesi ışınım alınmaktadır. Toz bulşutunun arka fonunda bir yıldızın parıldadığı görülmektedir.

     BN nesnesi Güneş Sistemi boyutlarında olup, bölgenin sıcaklığı 700 K gibi bir değerdedir. Bölgedeki toz yapısının Avcı Bulutsusu’ndaki yıldızların baskısıyla birleşip yoğunlaştığı düşünülüyor. Bu yoğunlaşma sponucunda da 15 Güneş kütleli bir yıldız oluşmuştur.

     Bu düşünceyi doğrular nitelikte yine Avcı Bulutsusu yapısında BN benzeri bir oluşum bulunması da uzun sürmedi. Kleinmann-Kow bulutsusunun da yıldız oluşum bölgesi olduğu aynı yıl keşfedildi.

Hubble’dan Satürn ve Dört Uydusu

     24 Şubat’ta 2009′da Hubble Uzay Teleskobu, Satürn ve dört uydusunu aynı karede fotoğrafladı. Fotoğrafta Satürn’ün kuzeyindeki büyük gölge Titan uydusuna ait. Portakal devin sol aşağısında halka yakınında Mimas görünmekte. Satürn’ün diskinden uzakta olan ise Dione ve zayıf olanı Enceladus görülmekte.

     Bu ender rastlanan görüntü Satürn’ün halkalarının eğimiyle gerçekleşir. Satürn halkaları 10 Ağustos ve 4 Eylül arasında çizgi şeklinde görünecek. Ancak Satürn o zaman Dünyadan izlenemeyecek kadar Güneş tarafında yer alacak. Bu halka görüntüsü ancak 14-15 yılda bir oluşur. En son 1995-1996 ‘da bu tür bbir görüntü veren Satürn’ün bu sayede birkaç yeni uydusu keşfedilmişti.

     Satürn’ün atmosferindeki bantlı yapılar Jüpiter’le benzerlik gösterir.

     Satürn’ün kağıt gibi ince görünen halkası her 15 yılda bir görülür. Bu görüntü hem görsel anlamda hem de uyduların Satürn’ün önünden geçişi açısından gökbilimcilerin dikkatini çeker.

     2009 yılının başı Satürn ve uydularının izlenmesi için uygun bir zamandır. Satürn’ün en büyük ayı, dört ayrı tarihte; 24 Ocak’ta, 9 Şubat’ta, 24 Şubat’ta, ve 12 Mart’ta, tüm dünyadan izlenememesine karşılık çoğu bölgelerde gözlemlenmeye uygundu.

     Bu resmi Hubble, 24 Şubat’ta dev bizden 1,25 milyar km uzaklıktayken aldı. Gezegenin hafif üstünde görülen karanlık bölge halkaların gölgesidir.

Gece ve Gündüz Bugün Eşit


Yılda iki defa karşılaştığımız gece ve gündüz eşitliği bugün gerçekleşecek. Ekinoks adı verilen gece ve gündüzün eşitlenmesi durumu her yıl 21 Mart ve 23 Eylül’de meydana geliyor.

Bu tarihlerde güneş ışınları ekvatora dik vurarak, aydınlanma çemberinin kutupların tam ortasından geçmesine neden oluyor. Resimde kutupların yarısının aydınlandığına dikkat ediniz. Ayrıca aşağıdaki filmde ekinoks oluşumu anlatılıyor. Film NASA sitesinden alınmıştır.

344 Ötegezegenimiz Oldu!

Ötegezegen sayısı 344′e, gezegeni bulunan yıldız sayısı da 291′e yükseldi. Son bulunan iki ötegezegen 2 m lik Alfred Jensch Teleskopu ile 3 yıldır yapılan bir araştırmanın ve gözlemin sonucunda keşfedildi. Yeni bulunan gezegenlere ilişkin temel bilgiler şu şekilde:

42 Dra b: 316 ışık yılı uzaklıktaki K tayf türünde, taç sıcaklığı 4200 C derece olan 42 Dra yıldızına ait bulunan ilk gezegen. Gezegen en az 3.88 Jüpiter kütleli. Yıldızına 1.19 GB (Gök birimi) uzaklıkta.

HD 139357 b: 395 ışık yılı uzaklıktaki K tayf türünde, 11.5 Güneş çapında, taç sıcaklığı 4700 K derece olan HD 139357 yıldızına ait keşfedilen ilk gezegen. HD 139357 b gezegeni, en az 9.76 Jüpiter kütleli, yıldızına 2,36 GB uzaklıkta ve dolanım süresi 1125 gün. Gezegenlere ilişkin detayı bilgiler planetquest adresinde bulunabilir.

Yandaki çizimde bulunan gezegenlerin Güneş Sistemi’ndeki olası yerleri karşılaştırılmıştır.

NASA’dan Satürn ve Uyduları!


    Cassini Uzay Aracının web sayfasında hem uzay aracını hem de Satürn’un uydularını izleyebilir, onların hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.

    Bunun için öncelikle Cassini’nin web sayfasına girip çıkan resme ya da alttaki giriş linkine tıklamanız yeterli olacak. Ufak bir program bilgisayarınıza yüklendikten sonra sayfa Satürn ve uydularını gösteren bir animasyonla açılıyor. Burada “Mission Mode” seçildiğinde istediğiniz uyduyu veya Cassini seçerek Satürn etrafında dolanabiliyorsunuz. Dolanım süresini sayfanın altındaki hız göstergesinden yapabilirsiniz. Fazla hızlı yaparsanız keyfini almayabilirsiniz. Benden bir tavsiye uydulardan birini seçip Satürn’ün etrafında bir iki tur atın. Bu sayede seçtiğiniz uydunun yüzeyi hakkında da bilginiz olacaktır. Daha sonra Cassini Uzay Aracını seçin. Cassini ile Satürn ve uydularını da rahatlıkla izleyebilirsiniz.

    Anasayfaya dönüş yaptıktan sonra “spacecraft” ile Cassini hakkında bilgi sahibi olacağınız bölüm karşınıza çıkacak. Araç üzerindeki parçalara tıkladığınızda, parçaya ilişkin detaylı bilgileri görebilirsiniz.

    Son olarak da “Moon Mode” bölümünde Satürn’ün 7 uydusuna ilişkin bilgiler içeren sayfa karşınıza çıkacak. Her uyduya ait ayrıca birkaç resmin açıklamasıyla birlikte yeraldığı bu sayfada uyduların özelliklerini anlayabilirsiniz.
İlgili sayfaya http://saturn.jpl.nasa.gov/video/cassinivirtualtour/ adresinden ulaşabilirsiniz.

100 Saatlik Astronomi Etkinlikleri Başlıyor

Galile’nin teleskobuyla Jüpiter ve dört uydusunu izlemesinin 400. yılı olması nedeniyle 2009 yılının Astronomi Yılı olduğu birçok Gökbilim sitesinde daha önce duyurulmuştu. Dünya Astronomi Yılı (DAY) nedeniyle yıl içersinde çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Bu etkinliklerden belki de en önemlisi 2-5 Nisan tarihleri arasında tüm Dünya’da yapılacak olan 100 saatlik Astronomi Etkinlikleri…

Ülkemizde DAY 2009 adıyla açılan bilgi sitesinde mevcut etkinliklere yönelik içerikler bulunmakta. Üniversiteler, okullar ve çeşitli dernekler yapacakları etkinlikleri DAY 2009 ekibine bildiriyor.

Kısaca 2-5 Nisan tarihleri arasında Dünya üzerinde yapılacak en önemli etkinlikler:
80 Teleskop ile 24 Saatlik Canlı Yayın:
Türkiye saatiyle 3 Nisan Cuma günü saat 11:00′dan 4 Nisan Cumartesi günü saat 11:00′a kadar sürecek olan etkinlikle Dünya üzerindeki 80 teleskopla internet üzerinden canlı yayına geçilecek. Açılışı Hawai’deki Gemini teleskopu başlatacak. Her 20 dakika arayla bir başka teleskopun bulunduğu gözlemevi yayına geçecek.

Canlı yayında ilgili gözlemevinin hangi çalışmaları yaptığı, neyi, nasıl gözlemlediklerini, gözlemevinde çalışan gökbilimcilerin çalışma ilkelerine tanık olacağız. Yapacağınız tek şey DAY 2009 sayfasındaki ilgili linke girmek.

Okullarda Yapılabilecek Çalışmalar:
Teleskobu olan okullar gece ve gündüz gözlemi için gerek öğrencilere gerekse diğer kişilere yönelik gözlem şenlikleri düzenleyebilirler. Gece gözlemlerinde ise kış gecelerinin vazgeçilmez parçası olan Avcı takımyıldızını ve takımyıldızdaki Betelgeuse’u gösterebilirler. Gökyüzünün en parlak yıldızı Sirius’u izlettirebilirsiniz. Ayrıca Satürn’ü ve halkalarını izlettirmek, teleskopla hiç tanışmamış birine ilginç gelebilir. Gökyüzünde teleskobu kurduğunuz ve gözlemi başlatacağınız saatte hangi gökcisminin nerede olduğunu mevcut Gökyüzü atlaslarından veya internet üzerinden yayım yapan Neave gibi bir siteden veya Stellarium gibi bir programdan görebilirsiniz.

Teleskopu bulunmayan okullarda ise 2 ve 3 Nisan tarihlerindeki matematik, fizik, fen bilgisi gibi derslerde konuya ilişkin sunumlar izlettirilebilir. Bu konuda internet ortamında yeterince döküman mevcut. Birkaçı;
Mevsimlerin Oluşumu (Prof. Dr. Ethem Derman, M.Sc. Rahşan Kalcı)
DAY 2009 ve Galileo (Prof. Dr.M. Ali Alpar)
Yer ve Gökbilim Kültürü (Prof. Dr. Ethem Derman)
Gökyüzü, Görünür Hareketler ve Tutulmalar (Prof. Dr. Zeynel Tunca)
Güneş Sistemi Dışındaki Gezegenler (Ümit Fuat Özyar)

Etkinlik Yapılan Yerlere Geziler
Bulunduğunuz ildeki Üniversitelerin yaptıkları etkinliklere katılabilirsiniz. Sadece üniversite değil, çeşitli dernek ve kurumlarda bu tür etkinlikler yapmaktadırlar. Etkinliklerle ilgili olarak; DAY 2009′daki ilgili sayfada detaylara ulaşabilirsiniz.

Karadeliğe Düşerseniz Ne Görürsünüz?

     Bir karadeliğe düşersek acaba ne görürdük? Aşağıdaki video karadeliğin tekilliğine doğru düşen birinin neler görebileceğini gösteriyor.

Doğaldır ki bu sadece bir animasyon. Yoksa karadeliğe düşen birinden sinyal almamız mümkün değil tabi.

     Colorado Üniversitesi’nden Andreww Hamilton ve Gavin Polhemusu, Enstein’ın Genel Görelilik Teorisini dikkate alarak bir bilgisayar animasyonu yaptılar. Animasyonda 5 milyon kütleli bir karadeliğe düşen gözlemcinin izlediği yörünge ile neleri görebilmesi gerektiğini göstermeye çalışmışlar. Bizim Gökadamız olan Samanyolu Gökadası’nın merkezinde de dev bir karadelik bulunmaktadır.

     Karadeliğe yaklaştığınız anda, olay ufku denilen kapkara bir bölge görmeye başlarsınız. Burası ışığın bile kaçamadığı bir bölgedir. Karadelik etrafında dönerek içeriye sokulan cismin şekli değişir ve eğrilir. Bu bir insansa başı ile ayakları arasında muazzam bir çekim farklılığı oluşur.
Seni izlemeye gelen ve karadeliğin dışında bekleyen arkadaşın ise bir süre sonra senden haber alamaz olacaktır.

Karadelik Filmi

ESA Uzay Araştırmaları İçin İki Yeni Uydu Yollayacak


     Avrupa Uzay Ajansı, Fransız Guyanası’ndaki üstten mayıs ayında iki uydu fırlatacak. Herschel ve Planck adındaki iki uydu bir roket ile uzaydaki yörüngelerine gönderilecek. Araçların kızılötesi algılayıcılarının depoları soğutucu ile doldurulmaya başladı.

     ESA, Herschel uzay teleskopunda 3,5 metrelik bir ayna bulunuyor. Herschel ile;
     - Galaksilerin oluşumu ve evrimi,
     - Yıldızların oluşumu ve aralarındaki etkileşimler
     - Gezegen, uydularının atmosferleri ile kuyrukluyıldızların yüzeyini oluşturan maddeler
hakkında bilgi sahibi olunabilecek.

     Planck Uzay Teleskopu ise şimdiye kadar uzaya Büyük Patlamanın izlerini araştırmak için yollanan en hassas uzay aracı olacak. Araç kendi ekseni etrafında dakikada bir tur atacak şekilde tasarlandı. Planck Uzay Aracı ile;
     - Mikrodalga arka alan ışınımı ölçümleri
     - Hubble sabiti testleri
     - Evren oluşum modelleri
deney ve testleri ile bilinmeze bir pencere açılması planlanıyor.

Herschel Uzay Teleskobu
Planck Uzay Teleskobu
Herschel Uzay Teleskobu

Planck Uzay Teleskobu

     Her iki araçta kızılötesi ışınımı araştırarak bulguları iletecek. Değerleri alan gökbilimciler bu bilgileri işleyerek anlamlı hale getirecekler.

Peki neden kızılötesi?
     Dünya atmosferi evrendeki birçok ışınımı geçirmemektedir. Kızılötesi ışınımda bunlardan biridir. Yıldızın enerjisiyle ısınan gaz ve toz yapıları kızılötesi ışınım yayarak kendilerini belli ederler. Aynı zamanda yeni oluşmaya başlamış ancak çevresine görünür ışık yaymaya başlamamış olan yıldızların da ışınımıdır. Kızılötesi ışınım ötegezegen keşiflerinde de oldukça önemlidir. Çünkü yıldızlar çok az kızılötesi ışınım yapmaktadırlar. Bu açıdan kızılötesi ışınım bir gezegeni ortaya çıkarabilir. Uzaktaki bir gökadanın uzaklaşması ise en iyi kızılötesi teleskopla görülür.

Kaynak: ESA
Meraklısı İçin: Herschel Sayfası, Planck Sayfası

Kepler İlk Fotoğrafını Çekti

Dünya benzeri gezegen keşfi için uzaya mart ayı başında gönderilen Kepler Uzay Teleskobu yörüngesine yerleşip, toz kapaklarını açtıktan sonra ilk fotoğraflarını dünyaya yolladı. Bu fotoğraflarda Kepler’in gözlem yapacağı bölge gözler önüne seriliyor.

Uzay Teleskopu geçiş yöntemiyle gezegen keşfedeceği için görüntüyü hafif bulanıklaştırıyor. Bunun nedeni yıldızın ışık parlaklığını azaltmak. Bununla yıldızın önünden geçecek olası gezegenin daha kolay bulunacağı bildiriliyor.

3,5 yıl görevde kalması planlanan Kepler’in görüş alanı içerisinde yaklaşık 100 bin cismi inceleyip dünya benzeri gezegen bulması amaçlanıyor.
İşte Kepler’den gelen ilk fotoğraflar.

1. Bu fotoğrafta Kepler’in görüş alanına giren NGC 6791 yıldız kümesi ile TRES-2 yıldızı görülüyor. TRES-2 nin kendi adıyla anılan bir de gezegeni bulunuyor.

Yüksek çözünürlüklü resim için tıklayınız.

2. Dünyadan 13 bin ışıkyılı uzaklıktaki NGC 6791 yıldız kümesine ilişkin Kepler’in yolladığı resim. Resim 8 Nisan 2009 da 60 saniyelik pozlama süresiyle alınmış.

Yüksek çözünürlüklü resim için tıklayınız.

3. Gezegeninin kendi çevresinde 2,5 günlük dolanım periyoduyla turladığı TRES-2 yıldızına ait yakın plan görüntüsü. TRES-2 gezegeni 2006 yılında keşfedilmişti.

Yüksek çözünürlüklü resim için tıklayınız.

M87 Karadeliği’nden Gelen Gaz Fışkırmasındaki Görkemli Parlama

    Karadelikten maddenin fışkırarak parlaması astronomlara inanılmaz bir ışık gösterisi sundu. M87′nin merkezindeki parlaklıkla,bugüne kadar bulunan en fazla kütleli karadelik olduğu HST-1 ile bilinmektedir.

    NASA Hubble Uzay Teleskobu sürpriz aktiviteyi ultraviyole ışıkta tüm detayları ile yedi yıldır takip etmektedir. Başka teleskoplar da radyo ve X ışınları içeren diğer dalgaboylarında olmak üzere HST-1 de düzenlendi.

    İlk kez ışımayı 2000 yılında Chandra X-ışın Gözlemevi rapor etti. İlk keşfeden HST-1 oldu ve Hubble astronomları tarafından 1999 da ismi verildi. Gaz çıkışları galaksi merkezinden 214 ışık yılı uzaklıktadır. Çok uzak galaksiler için çalışma yapmak oldukça zordur ve bu parlamalar da ,karadelik fışkırmalarındaki değişimlerini gözlemeyi engelemektedir.

    M87 ,54 milyon ışık yılı uzaklıkta Virgo Bulutsu’da ve evrendeki en yüksek yoğunlukta galaksilerin olduğu bölgede yer almaktadır.

    Astronom Juan Madrid,( McMaster Universitesi- Hamilton, Ontario) dedi ki;” M87 den veya bir karadelikten parlaklığı artıracak gaz fışkırması beklemiyordum ama bu fışkırma oldu, normal ışımadan 90 kez daha parlak olarak büyüdü fakat ortada bir soru var: Bu olay tek bir fışkırma için mi olmakta yoksa aktif çekirdekten mi veya M87 özgü görülen tek davranış mı?”

    Fışkırmayı Hubble, yerdeki teleskoplarla ayırt edilemeyen yegane – yakın ultraviyole görüşü altında vermektedir.
    Hubble keskin görüşü HST-1 çözünürlüğü ile karadelikten ayırt edildi.

17 Mayıs 1999′da çekilmiş M87 parlaklığına ilişkin fotoğraf
27 Şubat 2002′de çekilmiş M87 parlaklığına ilişkin değişimi veren fotoğraf

17 Temmuz 2002′de çekilmiş M87 parlaklığına ilişkin değişimi veren fotoğraf

17 Nisan 2003′de çekilmiş M87 parlaklığına ilişkin değişimi veren fotoğraf

9 Mayıs 2005′de çekilmiş M87 parlaklığına ilişkin değişimi veren fotoğraf

28 Kasım 2006′da çekilmiş M87 parlaklığına ilişkin değişimi veren fotoğraf

    Hubble ve diğer teleskopların birçok gözlemlerinin yanı sıra bu parlaklığa neyin sebep olduğu bilinmiyor. Basit bir açıklama ile bu fışkırma bir toz tabakasına veya gaz bulutuna çarpma sonucu ortaya çıkmaktadır.

    Bir başka ihtimal; fışkırmanın magnetik alanı çizgileri bir araya geldi ve büyük miktarda enerji oluşturdu. Bu olay Dünya ‘daki aurora oluşumuna sebep olan Güneş’teki gaz parlamalarını andırıyor.

    Hızla dönen karadelik etrafında bulunan diskteki iyonize gazları tutan magnetik alan çizgileri karadeliğe doğru düşmektedir.

    Bu parçacıklar,radyasyon süresince ,karadelikten magnetik alan çizgilerine doğru hızlı kaçış yaparlar. Akredisyon disk spinin dönme enerjisi dışarıya akan fışkırmaların momentumuna eklenir.

    Madrid, Hubble arşivinde 7 yıl içindeki görüntüleri ve HST-1 tarafından fışkırmanın yakalanan değişimlerini yorumladı, bazı görüntüler , üzerinde çalışılan galaksiden gelmektedir,fışkırmadan değil.

    Uzay Telekskobu Görüntüleme Spektroskobunda (Space Telescope Imaging Spectrograph (STIS) verilerde 1999 ve 2001 yıllarına ait dikkati çeken parlaklık olduğunu buldu.

    2002 den 2005 e kadar HST-1 parlaklığı izlemeye seri olarak devam etti. 2003 de fışkırma M87 nin ışıyan merkezinden daha fazla parlaktı.

    2005 Mayıs ayında HST-1 de 1999 yılına göre 90 kez daha parlak görüldü.

    Mayıs 2005 de gaz alevi kaçmaya başladı fakat 2006 Kasım da tekrar görüldü. Bu ikinci parlama ilkinden daha sönüktü.

    Madrid “Yıllarca bu parlamayı seyrederek, bu parlaklığı takip edebiliyorum ve her seferinde parlaklığın evrelerini görebiliyorum, Hubble ve Chandra teleskoplarımızın olması bizim için bir şans eğer onlar olmasaydı M87 merkezindeki bu parlaklık artışını görebilirdik ama nereden geldiğini bilemezdik ” dedi.

    Madrid gelecekte HST-1 gözlemleri ile bu esrarengiz aktivitenin sebebinin ortaya çıkacağını ve gözlemlerle bu mekanizmayı açıklayabilecek bazı teorilerin ortaya çıkmasına yardımcı olacağını ümit ediyor.

    Astronomlar bu olayın galaksinin içinden gelen kendine özgü istikrarsız fışkırma mı yoksa başka bir şey mi olduğunu bilmek istiyor.

Yeni Bir Ötegezegen Keşfedildi

Ötegezegen araştırmacıları şimdiye kadar bulunan gezegenlerin en hafif olanını keşfetti. Gezegen bizim de zaman zaman dile getirdiğimiz Gliese 581 yıldızına ait: Gliese 581 e. Böylece ötegezegen sayısı 345′e yükseldi. Gezegeni olan yıldız sayısında bir değişiklik olmadı:291. 2007 yılında yıldıza ait d gezegeni keşfedilmişti ve bu gezegende sıvı suyun olabileceği yaşamsal alana yakın bir alanda olduğu belirtilmişti ki bu gezegene ilişkin de yeni bilgiler de elde edildi.

Buluş Şili’deki Avrupa Uzay Ajansına bağlı ESO Gözlemevinden yapıldı. Gözlemevindeki 3,6 m’lik teleskopla daha önceleri de birçok ötegezegen keşfedilmişti.

Amaçlanan önce gezegen bulmaktır. Ancak bulunan gezegen bir de yaşam alanı içerisinde olursa o zaman gökbilimciler daha da heyecanlanırlar. Çünkü ancak yaşam alanı içerisinde olan bir gezegende yaşamın olması veya oluşabilmesi mümkün olmaktadır.
Gliese 581 yıldızı 20,5 ışık yılı uzaklığımızdaki Terazi Takım yıldızı içerisinde yeralıyor.

Gliese 581 e yıldızına 0,03 GB (4,5 milyon km) uzaklıkta ve dolanımını 3,15 günde tamamlayan ve yalnızca 1,9 Dünya kütlesi büyüklüğünde bir karasal gezegen.

Yıldızına bu kadar yakın durumda olması onu yaşamsal alanın dışına çıkarıyor. Ancak önemi sistemdeki en küçük gezegen olmasından kaynaklanıyor. Gliese 581′in diğer gezegenleri 16 dünya kütleli b, 5 dünya kütleli c ve 7 dünya kütleli d olarak sıralanıyor. En uzun dolanım süresine sahip olan gezegen ise Gliese 581 d gezegeni:66,8 gün.

Yeni gözlemler eşliğinde Gliese 581 d gezegeninde sıvı suyun bulunabileceği bildirildi. Hatta yüzeyinde derin okyanuslar olabilir.

Gezegenin yörüngesindeki ufak tereddütler bölgede bir gezegen daha bulunabileceğini gösteriyordu ki işte bundan hareketle yapılan gözlemler ve hesaplamalar Gliese 581 e gezegeninin varlığını ortaya koydu.

Gliese 581 yıldızı M tayf türünde olduğundan Güneş’ten oldukça küçüktür. Bu gezegene ilişkin yaşamsal alan yıldıza daha yakın olmaktadır. Her yıldızın bir yaşam alanı bulunur ancak bu alanın yeri yıldızdan yıldızdan değişim göstermektedir.
Ötegezegen avı ve bulunan gezegenlerle ilgili araştırmalar devam ediyor. Ancak gökbilimcilerin işleri hiç de kolay değil. Bir yandan mevcut teknolojiyle araştırma yapılıyor bir yandan da bulunan gezegenler mercek altına yatırılarak daha fazla bilgi sahibi edinilmek isteniyor. Bu konuda amaçlar çok fazla olsa da asıl amaç şu soruda gizli: Evrende yalnız mıyız?


Kaynak:
http://planetquest.jpl.nasa.gov
ESO

Bir Ötegezegen Daha

Dün ötegezegen sayısının 345′e yükseldiğini verdikten hemen sonra Hawai’deki Keck Gözlemevi’ndeki 10 m’lik teleskopla yeni bir gezegen keşfedildiği bildirildi. Keşif 284 ışık yılı uzaklıktaki HD 96167 yıldızında yapıldı. Yıldız G tayf tüğründe ve 1,3 Güneş kütleli. Çapı ise Güneş çapının 1,86 katı.

HD 96167 b gezegeni ise, yıldızına 1,3 GB kadar uzaklıkta 498 günlük dolanım süresiyle dönmekte olduğu hesaplandı. Gezegenin kütlesi Jüpiter kütlesinin yarısından biraz fazla kütleli: 0,68 Jüpiter.

Gezegen doppler etkisi yöntemiyle keşfedildi. Bu yöntem gökcismi bizden uzaklaşıyorsa gördüğümüz ışık dalgalarının tayfı kırmızıya, eğer bize yaklaşıyorsa mora kaymasıdır. Eğer bir gökcismi çeşitli zaman aralıklarındaki tayf çizgileri hem kırmızıya kayma hem de mora kayma gösteriyorsa cisim bir başka cisim çevresinde dolanmakta olduğu söylenir. Bu yöntemle birçok gezegen keşfedilmiştir.

Üç Haber ve Üç Yanlış

     Bilim haberleri dünyayı bilmem ama, ülkemizde ne yazık ki gereken yerinde değil. Görsel ve yazılı basında yer alan bilim haberlerinin bir kısmı ise yanlış bilgi içeriyor. Burada son birkaç gündür özellikle internet haber sitelerimizde gökbilimle ilişkili üç haberin doğrusunu yazmak istedim. Bu üç haberi öğrencilerim bana iletince haberdar oldum. Çünkü bilim haberlerini genelde basından değil, kaynaklarından izleyen biriyim. Bu açıdan bu haberler beni oldukça şaşırttı. İşte o haberler:
1. 2012′de Dünya’daki Yaşam Bitecek!!

     Haberin kaynağı New Scientist. 2012′de oluşacak Güneş patlaması ile Dünya’daki elektrik sistemlerinin çökeceği, okyanuslarda dev dalgaların oluşup özellikle kıyı kentlerini etkileyeceği, Güneş’ten gelen parçacıkların canlılar üzerinde olumsuz etkileri olacağı belirtiliyor. Hatta bunun için tam bir tarihte verilmiş: 22 Eylül 2012. (Bizim sitelerimiz bunu 12 Eylül 2012 olarak yazmış. Kulağa daha hoş geliyor sanki.)Bu haber aslında bir felaket senaryosu. Güneş’teki patlama sonucunda ABD’de en kötü olasılıkların neler olabileceği üzerine bir senaryo düzenlenmiş. Yazının başlangıç kısmında bununlailgili bilgiler var. Bugüne kadar oluşan patlamalardan canlı hayatının etkilenmediği vurgulanıyor.

     Haber NASA’ya dayandırılınca NASA’nın konuyla ilgili haberini daha önce incelemiş ve kendi sitemde bir haber yapmıştım. Güneş lekelerinin son iki yıldır minimumda olduğu ve ortalama 11 yıllık dönemlerle güneş lekelerinin arttığı ve güneş patlamalarının bu lekelere neden olduğu belirtiliyordu. Güneş lekeleri en yüksek değeri için verilen tarih ise 2011 ile 2013 yılları arasıydı. İşin can alıcı noktası burası.
     Güneş, geçmişteki lekelerin sayısına bakılıp bir istatistik çıkarıldığında ortalama 11 yılda bir leke sayısını arttığı gözleniyor. Birkaç yıl sonra bu lekeler azalıyor ve minimuma iniyor. Bu geçmişte bu şekilde süre gelmiş. Ancak hiçbir zaman güneş patlamaları canlı hayatını tehdit eden bir unsur olamamıştır. Nereden mi biliyoruz? İnsanoğlu hala hayatta da ondan. Bundan daha iyi delil olabilir mi?

     Güneş patlaması sırasında uzay boşluğuna yüksek hızda ve enerjide parçacık fırlaması gerçekleşir. Ancak bu parçacıkların tamamı dünyaya gelmez. Gelen parçacıklar dünya üzerinde çeşitli etkilere neden olurlar evet. Ama bu etkiler haberde sözedildiği gibi büyük çapta felaketlere yol açmazlar. Çünkü Güneş’ten çıkan parçacıkların çok az bir kısmı dünyaya ulaşır. Gerisi uzay boşluğunda yoluna devam eder. Buna şöyle bir örnek verelim. Elimizde ucunda sprey olan bir şişe su olsun. Bizde 1 m uzaklığa bir iğne koyalım. Şimde iğneye doğru spreyi sıkarak suyu püskürtelim. İğneye gelen su ile iğnenin çevresinde oluşan su izlerini karşılaştıralım. Görebileceğimiz gibi iğneye isabet eden su miktarı çevresine isabet eden suya göre daha azdır. İğne yerine dünyayı, sprey yerine Güneş’i koyarsanız ne demek istediğimiz anlaşılacaktır.

     2011 ile 2013 yılları arasında beklenen güneş patlamaları sonucunda insanoğlu nasıl etkilenecek. Bu yıllar arasında belirli bir günde patlamalar maksimuma ulaşacaktır. Bunun tarihini hiçbir gökbilimci verememektedir (Haberdeki 12 Eylül 2012 tarihi gerçekçi değil). Bu sırada dünyada en fazla şunlarla karşılaşabiliriz: TV ve radyo yayınları etkilenebilir, cep telefonlarınız etkilenebilir, trafolarda arıza oluşabilir. Peki bu olayları sürekli yaşamıyor muyuz? Ufak bir yağmurda veya bir fırtınada ülkemizde trafolar zarar görerek elektriğimiz kesilmiyor mu? Yani biz bunlara alışık olan bir milletiz. Ama ABD halkı değil. 1-2 saatlik elektrik kesintilerine bile alışık değiller. Biz de ise durum öyle değil.


Bulutsu ekibine yazıyla ilgili verdikleri bilgi için ayrıca teşekkür ederim.

2. 55 Milyon Işık Yılı Uzunluğundaki Gökcismi:

     Yakın zaman önce evren henüz 800 milyon yıl yaşında iken oluşmuş bir gökcismi keşfedilmişti. Bu keşif gökbilimcileri heyecanlandırdı, çünkü evren oluşum modelleri için cisimde bazı kanıtlar yer alıyor olabilirdi. Bununla ilgili bizim basınımızda haber yaptı. Ancak bir yerde hata yapıldı. O da cismin 55 milyon ışık yılı uzunluğunda olduğuyla ilgili.

     Samanyolu Gökadası’nın büyüklüğü 130 bin ışık yılıdır. Bir gökadanın büyüklüğünden bin kat daha büyük cisim ne olabilir ki? Haberle içerikli yabancı bir bilim sitesine baktığımda buradaki rakamın yanlış olduğunu gördüm. Aslında keşfedilen cismin uzunluğu 55 milyon ışık yıl değil, 55 bin ışık yılıydı.

3. Kemer’de Görülen Cisim UFO’mu?

     26 Nisan tarihli habere göre Antalya’nın Kemer ilçesinde saat 3.30′da gökyüzünde tanımlanamayan bir cisim görülmüş ve yöredekiler bunun UFO (uzaylı denilmek isteniyor) olduğunu belirtiyor. Peki aslında ne görmüşlerdi?

     Gördükleri Uluslararası Uzay İstasyonu ile başka bir uydunun birbirine yakınlaşması hareketiydi. Bunu bilmeyen yöre halkı gördüklerinin UFO olduğunu sandı. Ama haber kaynakları bu konuda araştırma yapmadan yayımlamayı seçtiler. Çünkü uzay istayonunun Kemer’de görünmesi bir haber olamazdı, değil mi?

     Dünya yörüngesinde dolanan uyduların Türkiye üzerinden geçişlerini çeşitli kaynaklardan izleyebilirsiniz. Bu sitelerden ben Türkçe olanını vereyim: http://uyduizleme.gokbilim.com/

     Böylece gökyüzünde bir cisim gördüğünüzde gezegen, bulut parlaması, uçak değilse bir uydu olup olmadığını buradan kontrol edebilirsiniz.

En Yakın Yıldız Ne Kadar Yakın?

İnsanoğlu bugüne kadar Güneş Sistemi dışına araç yollayamadı. Viking araçları ile Pluto’yu geçtik ve bu araçlar bir aksilik olmazsa insanın Güneş Sistemi dışına yolladığı ilk araçlar olacak.

Peki Güneş Sistemi’ndeki ve Güneş Sistemi dışındaki yıldızlara hangi hızla, ne kadar zamanda gidebiliriz? Bu konuyla ilgili eğlenceli, bir o kadar da bilgilendirici bir sayfayı aşağıdaki linkte sunuyorum. Linki tıklayınca açılan sayfada önce 2. bölümden aracı seçiyorsunuz. Sonra 1. bölümden gideceğiniz cismi seçip 3. kısımdaki butona tıklıyorsunuz. Küçük bir geçiş gösterisi sonrasında seçtiğiniz cisme ne kadar sürede varacağınız ortaya çıkıyor.

Sayfa “ötegezegen”lerle ilgili meraklı, ama gökbilimle fazla bilgisi olmayan insanlara yönelik NASA’nın hazırladığı sitede bulunuyor. Sitede bunun gibi 16 film, animasyon var. Böylece evreni, cisimleri biraz daha anlama şansını sunuyor.

Uzun sözün kısası: Uçuş Simülasyonu

Kepler Göreve Başladı

     Kepler Uzay Teleskopu son testlerini yaptıktan sonra gezegen avı için çalışmaya başladı. 100 bin dolayında yıldızı tarayacak olan uzay aracı 6 Mart’ta fırlatılmış ve başarılı bir operasyonla yörüngesine oturtulmuştu. Teleskop 3,5 yıl boyunca ötegezegen keşfedecek. Kepler, güneş benzeri yıldızların çevresinde dolanan okyanus, gölleri olan dünya benzeri gezegenleri keşfedebilmek amacıyla geliştirildi.

    Gökbilimciler asıl heyecanın şimdi başladığını ve merakla Kepler’in bulgularını izleyeceklerini belirtiyorlar. NASA’nın Kepler’den sorumlu grubu yaklaşık iki aydır son ayarları yaparak aracı hazır hale getiriyorlardı. Bu süreç sonunda bitti.
    Ekip gezegen keşfi için ilk koordinatları araca yolladı. Kepler bölgedeki yıldızlarda oluşabilecek en ufak bir parlaklık azalmasını ölçebilecek. Bir gezegen yıldızının önünden geçerken yıldızın ışık parlaklığında bir azalma gözlenir. Bu yönteme geçiş yöntemi adı veriliyor.

Kepler’in gözlemleyeceği bölge

Nice Yıllara Bulutsu

Gökbilim fotoğrafları her insanın ilgisini çeker. Özellikle gökada, bulutsu, gezegen resimlerini birçok insanın bilgisayar arka planı olarak kullanır. Ancak çok az kişi bu resimlerin ne olduğunu, nerede olduğunu, nasıl oluştuğunu merak eder. Merak edenlerinde ingilizcesi yeterli değilse bulduklarını anlamaz, çevirmeye kalksa sonu hüzün olur. İşte burada yardımımıza birilerinin koşması gerekir.
NASA, APOD sitesiyle her gün bir gökbilim resmi yayımlamakta. Resmin altında da bir gökbilimcinin resimle ilgili açıklaması bulunmaktadır. APOD‘un bizdeki adı Bulutsu‘dur. Bulutsu ekibi Murat Tunçay ve Tahir Şişman bu görevi üstlenerek hergün zamanlarını ayırararak APOD sayfasındaki resmi ve açıklamasını yayımlayarak bilime ve özellikle de Gökbilime büyük bir hizmet vermektedirler.
Her gün bilgisayarımı açtığımda ilk baktığım site Bulutsu olmuştur. Sanırım çoğu Gökbilim sevende aynı şeyi yapmaktadır.
Gezegen fotoğrafları olsun, derin uzay fotoğrafları olsun oldukça etkileyici ve insanı şaşırtan, hayran bıraktıran fotoğraflardır. Ama böyle bir fotoğrafın ne anlama geldiğini, resmin ne olduğunu anlamak başka bir güzelliktir. İşte Bulutsu ekibi 3 yıldır bu uğraşı hergün vermektedir. Büyük bir emek sarfederek, karşılık beklemeden yaptıkları bu hizmetin daha nice yıllar devam etmesini diliyorum.
Nice yıllara Bulutsu

CACCİA SÜPERNOVA

CACCİA SÜPERNOVASI 25 Mayıs 2009 saat 19:30 da görülebilecek
Bizim galaside iki ya da üç süpernovanın her yüzyılda bir patladığı tahmin edilmektedir, en son bilinen süpernova Cassiopeia yaklaşık 330 yıl öncesine ait yani 1680 yılında görüldü.
Chandra X-Işın Rasathanesi ve NASA nın Very Large Array Ulusal Radyo Astronomi Gözlemevi tarafından sanki kalın bir battaniye altından gizli gaz kalıntıları ile galaksinin merkezine yakın olarak tespit edildi.
14 Mayıs da hızla genişlemeye başladığı görüldü,bilinen en genç süpernovadır.
Bu süpernova ile ilgili yazılar 140 yıl öncesine ait olduğuna göre en genç olarak kabul edilmektedir.
Astrofili a caccia di Supernovae

Mars: Geçmişte Suyu Buz Gibiymiş

Mars’ta bir zamanlar sıvı su vardı ve bunun kanıtları Mars toprağında yatıyor. Araştırmalara göre sıvı suyun içindeki mineraller, silikon, demir, magnezyum, potasyum ve alüminyum gibi elementler suyun donma noktası sıcaklığını düşürüyor.
Mars’daki yüzey şekillerinin oluşumunu anlamak için bilim insanları geçmiş dönemde Mars’ta neler olup bittiğini öğrenmeye çalışıyor. Mars’ın geçmişteki iklimi nasıldı: Kuru ya da nemli, sıcak veya soğuk muydu? Mars’ın görünen yapısında deniz ve göl olduğunu gösteren su havuzları, nehir yataklarını gösteren çizgiler bulunuyor ki bu da gezegenin geçmiş dönemde sulu bir yapısının olduğunu gösteriyor. Ancak yüzeyde saf suyun bulunamayacağı kadar soğuk bir dönem geçirmiş olabileceği de belirtiliyor.

Atmosferindeki metan ve karbondioksit gazları gezegenin sıcaklığını dengede tutması ve suyun kaybolmaması için önemlidir. Metan gazının varlığı her ne kadar şimdiye kadar kanıt bulunamasa da karasal bir gezegen için biyolojik kökenli olabilir. Metan gazı için şimdiye kadar tek bulunan gezegenin yüzeyinde yer yer bulunan metan bacaları oldu ki bunlarda jeolojik kökenli.

Buradaki çözüm için bilim insanları başka bir yaklaşım gerçekleştirdi. Sıvılar için donma noktası sıcaklıkları yeniden hesaplandı. Bu sonuçlara göre sıvı içinde bulunabilecek demir, silikon, magnezyum, kalsiyum, klorür, sodyum ve alüminyum sıvının donma noktası sıcaklığını önemli oranda düşürüyordu.

2008 Nisan ayından kasım ayına kadar Mars yüzeyini inceleyen Anka Kuşu’nun (Phoenix)Mars’ta bulduğu buz toprağın yalnız 10 cm altındaydı. Sol, 1 Mars günüdür. 4 Sol’da buzun erimesi resimde açıkça görülüyor. Bu da bulunan buzun su buzu olduğunu göstermektedir.

Bu elementler Mars yüzeyinde de bulunuyor. Bilim insanları tuzlu suyun 0 derecenin altındaki sıcaklıklarda donduğunu ve bunun da Mars yüzeyinde suyun 0 derecenin altında bile nehirlerde aktığı anlamına gelmektedir.

Mars insanoğlunun yaşam için ümit beslediği bir gezegen. Her ne kadar alınan sonuçlar gezegende yaşam olmasının yakın gelecekte mümkün olmadığını gösterse de, önümüzdeki birkaç on yıl içerisinde Mars’ta hayatı başlatabilecek projeler yok değil. Burada iki temel etken bulunuyor. Birisi Mars atmosferini sıcaklığı tutabilecek ölçüde kalınlaştırmak ki bunun yolu karbondioksit ve metan gazından geçiyor. Diğeri de Mars toprağının altına kalmış olan buzu eritip suyu ortaya çıkarmak. Bunları yapmak ise bilimin ve uzay teknolojisinin gelişimine bağlı.

Kaynak:
NASA-Solar System