Kudüs’ü Anlamak

Son yüzyılın en umutsuz vakalarından İsrail – Arap çatışmasının merkezi ve üç semavi dinin buluştuğu en kutsal alan. Kudüs, Binlerce yıllık karmakarışık bir tarihi mirasa sahip. Burayı gördüğünüz an, insanı manevi basınç ele geçiriyor. Diğer yandan çöl sıcağı, Ölüdeniz efsaneleri ve 4 bin yıllık uygarlıklar resmigeçidiyle sarsılıyorsunuz. Kudüs ve civarına gidiyoruz

Ortaköy ve Kuzguncuk gibi üç semavi dinin buluştuğu mahallelerimizi anlata anlata bitiremeyiz. Peki, Kudüs’ü nasıl anlatacağız? Doğru yanıt “Kudüs anlatılmaz yaşanır” olabilir.

Ama yinede şehrin dini önemini kabaca hatırlayalım. Hz. İsa şu taşın üstünde doğdu, şu taşın üstlünde son yemeğini yedi, son gecesinde şu zeytin ağacının altında uyudu, çarmıhla birlikte şu sokakta yürüyerek tepeye çıktı, o sırada çok yorulmuştu, şu basamakta bir kadın ona bir maşrapa su vermişti, son nefesini verdikten sonra bugün üzerine Kutsal Kabir Kilise’sinin (Yeniden Diriliş Kilisesi) inşa edildiği bir pembe hareli mermerin üstünde yıkandı ve cansız bedeni aynı kilisenin içindeki ayrı şapelde yer alan şu lahide yerleştirildi. Kudüs, Hıristiyanlar için bu denli önemli

Ağlama duvarı’nda ibadet eden bir Yahudi

Selahaddin Eyyubi I. Haçlı Seferi’ni sona erdiren büyük savaş öncesinde kendisine “Kudüs sizin için ne ifade ediyor” diye sorulduğunda “hiçbir şey, her şey” demişçidir? Bilinmez. Ama Sünni Müslümanlar için Kudüs’ün üçüncü en kutsal şehir kabul edildiği ve Kuran’a göre Hz. Muhammed’in Mescid-i Aksanın merkezindeki Muallâk Taşı’ndan atığı adımla Miraç’a yükseldiği bilinir. İslam düşünürün sözü şudur. “Yüreğimizin yarısı Mekke’dir, geri kalanı Medine. Üstünde bir tül gibi Kudüs vardır “ Yahudiler içinse Kudüs 3 bin yıldır tartışmasız en kutsal şehirdir.Tevrat’a göre İsrail Kralı Davud, Kudüs’ü Birleşik İsrail Krallığının başkenti olarak inşa etti ve oğlu Kral Süleyman, Kutsal Ahiy Sandığı’nın zeminde gömülü bulunduğuna inanılan ilk tapınağı burada kurdu.Tapınağın hala ayakta duran batı duvarı (Ağlama Duvarı) bugün Yahudiler için dünyadaki en kutsal alan. Dünyanın neresinde olursa olsunlar dua ederken Kudüs’e ve Tapınak Tepesi’ne (Moriah Dağı) yüzlerini dönüyorlar. Evlerinde de Tapınak Dağı’nı gösteren bir ok bulunuyor.

Kaderi İşgal Olan Kent

Semavi dinlerin yükeldiği bunca anlam ve değer, bu küçük kentin üzerinde büyük fiziki yük oluşturuyor. İlk yaşam izlerinin İÖ 3000’e kadar uzandığı kent, tarihi bıyunca iki kez toptan yok edildi, 52 kez kuşatıldı, 23 kez işgal edildi ve 44 kez tekrar kurtarıldı. Arapça El-Kuds, yani kutsiyer kenti; İbranice Yeruşalayim, yani barış kenti…

Bugün Filistin başkent olarak Doğu Kudüs’ü kabul ediyor. İsrail, 1967’deki Altı Gün Savaşları’ndan sonra Kudüs’ün tamamını başkenti ilan etmiş, ancak bu kararı birleşmiş Milletler netçide alden tanınmıyor. Hata dış güçlerin elçikleri de Tel Aviv’de toplanıyor

Bugün Kudüs’te adım attığınızda tamamen farklı ili dünya ile karşılaşıyorsunuz.  Biri yeni , diğeri eski, iki Kudüs. Tabii ki etkileyici olanı surların ardındaki, Doğu Kudüs sınırları içinde kalan  eski şehir. 750 bin nüfuslu yeni modern Kudüs ise İsrail’in kontrolü altında

Kent nüfusunun üçte ikisini, -İsrail’in özellikle de Tel Aviv’in  aksine oldukça dindar bir Yahudi topluluğu oluşturuyor. Kalanların pek azı haricinde tamamı ise Filistinli Araplar, Hıristiyanlar ise Kudüs nufusunun ancak yüzde 2’sini oluşturuyor. Farklı ülkelerden gelen ve yerli olan Hıristiyan nüfusun kent genelinde pek etkinliği var gibi görünmüyor

BÜYÜLEYİCİ BİR ATMOSFER VE OLAĞANÜSTÜ GERİLİM

Eski Kudüs inanalar için olduğu kadar, buraları gezip görmeye gelenler için de gerçekten büyüleyici bir yer. Surların içinde farklı büyüklükler de dört mahalle bulunuyor. Müslüman, Yahudi, Hıristiyan ve Ermeni mahalleleri…  Tam ortadaki birleşme alanı  ancak bir – iki kez geçtikten sonra ayırt etmeye başlayabildiğiniz dev bir kapalı çarşı görünümünde. Sokaklar bir birini kesiyor; Müslüman mahallesinden Yahudi yada Hıristiyan mahallesine geçiveiyorsunuz.

Gündüz saatlerinde bu daracık sokaklar ve dükkanlar tam bir renk, koku ve ses cümbüşü içinde; onbinlerce insan hareket halinde. Kalabalığın ritmine uyarak aktığınız bu sokaklarda en ufak bir düşmanlık –haset-kavga izi görmüyorsunuz. Tüm yerel insanlar sadece portokal, mücevher, halı, tesbih, esvap, magnet ya da falafel-humus satma gayreti içinde. Hangi ırk, din dilden olursa herkes ticaret peşinde.

Müslüman Mahallesinde dükkanlar

Ancak Mescid-i Aksa’ya ya da Yahudi mahallesine, özellikle de Batı Duvarı’na yaklaştığınız zaman, X-Ray’den geçmeniz gereken güvenlik noktaları ve özel terör timlerinin kontrolleri başlıyor. Devlet net bir şekilde Yahudi ve Müslümanları birbirinden koruyor görünümü veriyor.

Bu kutsal topraklarda ağzınız bir karış açık gezerken bile, olağan üstü bir gerilim ve tehlikenin soluğunu hissediyorsunuz. Hele karanlık çöktüğünde… Özellikle Cuma akşam üstü sirenler çalıp da Şabat ilan edildiği andan itibaren köşe başları ve sokaklar, kör bir insanın bile hissedebileceği ölçüde asker, polis ve özel güvenlik birimleri ile kaplanıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir