Avrupa Nereye?

Avrupa Nereye?

Gürcan Banger

George Soros, Yahudi kökenli ABD’li bir girişimci, finans uzmanı ve spekülatördür. Uzmanlığı ve çalışma alanları ise ismi kadar yaygın bilinmez. Para konusunda uzmanlığına ek olarak dünya kapitalizminin çağdaş ideologlarından birisi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Genelde onunla ilgili değerlendirmeler, ‘bilgi sahibi olmadan fikir sahibi’ olunarak yapılan kaba yargılamalar şeklinde bir görüntü verir. “Açık Toplum” isimli kitabıyla tanınan ünlü düşünür Karl Popper’in öğrencisi olmakla başlayan bir siyasal, ekonomik ve ideolojik düşünce yapısı oluşturduğu anlaşılıyor. En azından kendisi böyle söylüyor.

Soros, “Soros Fund Management LLC” isimli, çeşitli fonlara finansal hizmetler ve yatırım stratejileri sağlayan bir kuruluşun kurucusudur. 1992’den bu yana sivil toplum alanında çalışmalar yapan Açık Toplum Enstitüsü de Soros tarafından kurulmuştur.

George Soros, seveni ve sevmeyeni ile çok tartışılan bir isimdir. Zaman zaman kendi yönetimindeki gücün ve finansın yeteneklerini kullanarak ülkelerin iç işleyişine müdahale ettiği konusundaki spekülasyonlar asla gündemden düşmez. Onun hakkında söylenip yazılanların doğru veya yanlış olmasından bağımsız olarak; Soros, Batının ve kapitalizmin dikkatle izlenmesi gereken bir simgesidir. Onunla ilgili olumlu veya olumsuz düşünce vazetmeden önce onun söylediklerini ve söyleminin arka planını doğru anlayıp anlamadığımızı sorgulamamızın önemli olduğunu düşünüyorum. Gerçekten Soros bir simgedir ve ülkeleri, toplumları ve çevreleri için kaygı duyanların öncelikle onu iyi anlamayı denemeleri daha uygun olur.

Bu uzun girişi neden yaptığıma gelelim. Geçtiğimiz günlerde George Soros, “The European Council on Foreign Relations” isimli kuruluşun bir toplantısında bir sunuş yaptı. Kısa adı ECFR olan örgüt, Avrupa eksenli dış ilişkiler konusunda araştırmalar ve tartışmalar yapan (think-tank denen türde) bir düşünce kuruluşudur.

Avusturya’nın başkenti Viyana’da ECFR için yaptığı sunumunda Soros, Dünya ve özellikle Avrupa ekonomisi konusunda önemli ipuçları verdi. Öncelikle küresel krize işaret ederek ”Yaşanan dramda ikinci perdeyi açtık” cümlesi gelecek tahmincileri için önemliydi. Avrupa’da yaşanan borç krizi nedeniyle alınan önlemlerin avro bölgesindeki ekonomilerde 2011’de resesyona neden olabileceği yaptığı öngörülerden en önemlisiydi.

Kısa bir değerlendirme vermem gerekirse; Avrupa’da yaşanabilecek ekonomik durgunluğun avro bölgesine olan ihracatımızı olumsuz etkileyeceğini ilk elde söyleyebiliriz. Bu da 2011’de seçim sürecine girecek olan Türkiye için bir tehdit olarak algılanmalıdır. Sanayimizin çok ciddi bir bölümünün Avrupa endüstrilerinin tedarikçisi olarak çalıştığı hatırlanırsa, henüz küresel krizin etkilerini atlatamadığımız bu dönemde yeni sorunlarla karşılaşabiliriz demektir.

Soros, avro bölgesinde yaşanabilecek resesyonda Almanya’nın ayrıcalıklı bir yere sahip olabileceğine işaret ediyor. Onun öngörülerine göre Almanya’nın güçlü ekonomisi bu durgunluk döneminden kârlı çıkabilecektir. Bu da; kısa ve orta vadede Alman ekonomisi ile ilişkilerin düzenlenmesi ve sınaî tedarikçilik açılarından bir diğer önemli ipucu olabilir.

Bildiğiniz gibi; ekonomi, fizik ya da kimya gibi deneyleri olan ve denetlenmiş laboratuar çalışması yapılabilen bir bilim dalı değildir. Her ne kadar bilgisayarın gelişmesi, benzetim (simülasyon) gibi yöneylem araştırması ve endüstri mühendisliği tekniklerinin çok gelişmiş olmasına rağmen ekonominin en önemli veri kaynağı, geçmişte gerçekleşmiş ekonomik olaylardır. Bu bağlamda 1930’larda meydana gelen Büyük kriz ve devamındaki gelişmeler, dünya kapitalizminin en önemli deneyimleri arasında yer alır. Bu nedenle Soros da bugünün küresel krizini ve bunun yansımalarını değerlendirip öngörürken bu deneyimden yararlanıyor.

Bu konuda söylediklerine baktığımızda; “küresel ekonomide yaşanan durumun ‘ürpertici’ bir biçimde 1930’lardaki dönemle benzerlikler gösterdiğine” dikkat çektiğini izliyoruz. Büyük Kriz sonrasında da ekonomideki toparlanmanın zayıf olduğuna ve hükümetlerin bütçe açıklarını azalma baskısı yaşadığına dair işaretlerini görüyoruz. Soros’un “Finansal piyasalar ülke borçlarının kredibilitesine yönelik güven kaybı yaşamaya başladığında, Yunanistan ve avro en çok öne çıkan unsur oldu, ancak bunun etkilerinin dünya genelinde görülmesine yönelik eğilime” işaret eden tespitini de önemli buluyorum. Kendi tespit ve öngörülerimle de birleştirdiğimde 2011’in, ülke ekonomisi için tehditler ve zorluklar içeren bir yıl olabileceği yorumunu yapıyorum.

Önümüzde 2011 yılında genel seçim var. Şimdiden bir seçim iklimi oluşmaya başladı. Hiç kuşkusuz; başta iktidar olmak üzere tüm siyasal parti ve adaylar, seçim kaygısıyla bol keseden (sanki kendi ceplerinden veriyorlarmış gibi) vaatleri savurmaya yakında başlarlar. Ama dışarıdan bakıldığında; Soros’un (şu veya bu mantıkla) öngördüğü bir manzara var. Ayrıca benzeri tespitleri yapan ve öngörüler geliştiren sadece Soros da değil. Acaba yaklaşan seçim sürecinde kimin yanında olacağız? Vaatlerin mi, gerçeklerin mi? Yoksa neyin yanında olduğumuz sonucu hiç değiştirmeyecek mi?

Durgunluk İşaretleri mi?

Durgunluk İşaretleri mi?

Gürcan Banger

Geçtiğimiz günlerde George Soros’un bir konferansından söz ederek Avrupa ve Türkiye ekonomisi ile ilgili bazı ipuçları bulmaya çalışmıştım. Hatırlatma amaçlı olarak bu yazıdan bir alıntı yapmak isterim:

“Kısa bir değerlendirme vermem gerekirse; Avrupa’da yaşanabilecek ekonomik durgunluğun avro bölgesine olan ihracatımızı olumsuz etkileyeceğini ilk elde söyleyebiliriz. Bu da 2011’de seçim sürecine girecek olan Türkiye için bir tehdit olarak algılanmalıdır. Sanayimizin çok ciddi bir bölümünün Avrupa endüstrilerinin tedarikçisi olarak çalıştığı hatırlanırsa, henüz küresel krizin etkilerini atlatamadığımız bu dönemde yeni sorunlarla karşılaşabiliriz demektir.

Soros, avro bölgesinde yaşanabilecek resesyonda Almanya’nın ayrıcalıklı bir yere sahip olabileceğine işaret ediyor. Onun öngörülerine göre Almanya’nın güçlü ekonomisi bu durgunluk döneminden kârlı çıkabilecektir. Bu da; kısa ve orta vadede Alman ekonomisi ile ilişkilerin düzenlenmesi ve sınaî tedarikçilik açılarından bir diğer önemli ipucu olabilir. …

Bu konuda söylediklerine baktığımızda; ‘küresel ekonomide yaşanan durumun ürpertici bir biçimde 1930’lardaki dönemle benzerlikler gösterdiğine’ dikkat çektiğini izliyoruz. Büyük Kriz sonrasında da ekonomideki toparlanmanın zayıf olduğuna ve hükümetlerin bütçe açıklarını azalma baskısı yaşadığına dair işaretlerini görüyoruz. Soros’un ‘Finansal piyasalar ülke borçlarının kredibilitesine yönelik güven kaybı yaşamaya başladığında, Yunanistan ve avro en çok öne çıkan unsur oldu, ancak bunun etkilerinin dünya genelinde görülmesine yönelik eğilime’ işaret eden tespitini de önemli buluyorum. Kendi tespit ve öngörülerimle de birleştirdiğimde 2011’in, ülke ekonomisi için tehditler ve zorluklar içeren bir yıl olabileceği yorumunu yapıyorum.”

Geçtiğimiz günlerde ABD’li iktisat profesörü Nouriel Roubini’nin açıklamaları da bu yönlü hatırlatmalar yaptı. Medyanın bir bilim adamı olmaktan daha çok bir ‘büyücüye’ ya da ‘kâhine’ dönüştürdüğü Prof. Roubini, 2010 yılı için Avrupa Birliği’nde sıfır büyüme öngördüğünü ifade etti. Diğer yandan Roubini, aynı dönemde ABD ekonomisinin yüzde 1,5 dolayında büyüyebileceğini tahmin ediyor.

AB ülkelerinde genel anlamda kemer sıkma politikalarının kısa ve orta vadeye damgasını vuracağı kanaati giderek yaygınlaşıyor. Muhtemeldir ki; ülkeler hem AB bütünlüğü içinde hem de tek tek ekonomileri açısından bir reorganizasyon ve derlenip toparlanma çabası içinde olacaklar. Roubini, tahminlerinin Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu ile benzerlikler taşıdığını söyleyerek kendini doğruluyor. Son olarak; Avrupa’daki büyüme daralmasının ciddi risk algısıyla karşılandığını ifade ediyor.

Genelde Roubini, kötümser bir ‘kriz tahmincisi’ olarak algılanmasına rağmen öngörülerinin başka tahminlerle benzerlik gösteriyor olması, AB ekonomisi konusunda soru işaretlerine neden olmaya devam ediyor.

Biraz da ülke içine bakalım. Bilindiği gibi; Mayıs 2010 enflasyon oranı negatif (eksi) olarak tespit edildi. Bu durum, beklenenden daha düşük oldu. Bu orana sanayi sektörü ve büyük üreticiler açısından bakıldığında; bir iç talep yetersizliği yorumu da yapılabilir. Yaz aylarında ekonominin pek çok sektöründe mevsimsel daralmalar olur. Diğer yandan Ramazan ayının da bu döneme gelmesi, ekonomiyi daralma yönünde etkileyebilir. Dolayısıyla önümüzdeki çok kısa vade (bir başka deyişle yaz ayları), sıkıntılı durumlara neden olabilir.

Türkiye ekonomisi, gözlenen kimi hareketlenme çabalarına rağmen henüz kendini toparlayabilmiş değil. Bu durumu tam olarak tespit etmek için kâğıt üzerindeki rakamlara değil, özellikle üretici sektörlerin içinde bulunduğu sıkıntılara bakmak lazım. Avrupa ekonomilerinin bir daralma ve yeniden düzenlenme ihtiyacı olduğu bir dönemde hiç kuşkusuz Türkiye ekonomisi de bundan etkilenecektir.

Siyasetçilerin ve medya dünyasının ülkenin ve ekonominin gerçek sorunları yerine “kimin siperde ayakta dikildiği, kimin diz çöktüğü” ile uğraştığı bir dönemde iş dünyası kendini daha yalnız hissediyor. Genel seçim sürecine girildiği (dolayısıyla siyasetçinin ‘kendi derdine düştüğü’) bir dönemde bu yalnızlığı gidermek yönünde bir çaba olur mu, emin değilim…

Arama
RSS
Beni yukari isinla