Fashiongonerouge
Fashiongonerouge
Bagborroworsteal adlı çanta kiralayan siteyi ilk gördüğümde, burada olsa ne iyi olur demiştim hatta sermayem olsa gerçekleştirmek istediğim bir proje idi. Sex & the city filminin önemli sponsorlarından olan sitenin, yerli versiyonu geçtiğimiz günlerde hizmete girdi. Adı lux in a box , felsefesi aşık ol, flört et, değiştir. Şimdilik sadece İstanbul’da hizmet veriyor ve prosedürün ne kadar zahmet(li)siz olduğunu zaman gösterecek, haber vermesi benden, denemesi sizden
stylefrizz
Merhaba! Milliyet Cumartesi ekinde moda bloglarını konu alan bir yazıda bana da yer verildi, nezaketleri için teşekkürler
Tüm yazıyı okumak için lütfen buraya.
Hello!Today, I’ve been featured one of the important newspapers in my country “Milliyet” so I’m thankful for that. Sorry it’s all in Turkish but it was about the upcoming Istanbul Fashion Week and the fashion bloggers.
For all the article please click here.
Dün tesadüfen Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin 4-6 Mayıs 2011 tarihleri arasında Moda Günleri düzenlediğini öğrendim. Bu etkinlikler çerçevesinde bir de Moda Ödülleri adaylarından oluşan bir de anket yapıyorlarmış. En iyi moda blogu kategorisinde benim de aday gösterilmem gurur verici, kendilerine buradan teşekkürlerimi sunuyorum.
Moda günleri ile ilgili bilgi için buraya.
Ankete katılmak için lütfen buraya tıklayınız.
Yesterday, I coincidentally saw that Isık University will have its own Fashion Days between the dates of 4th-6th May 2011 and they also have a survey fır choosing the best in local fashion industry, I was nominated as one of the best fashion blogs so a big thank you goes from here to them.
Weheartit

Üzerinden bir süre geçip, yoğunluktan paylaşamasam da, geçen hafta perşembe akşamı W Hotel’de moda dünyasında yeni bir oluşum olan Modazon ’un lansman partisi vardı. Tasarımcı,stilist, fotoğrafçı, modasever.. kim olursanız olun kendinize yer bulabileceğiniz sitenin ilk sanal defilesi Simay Bülbül ile gerçekleştirildi. Benim de tanışma fırsatı bulduğum tasarımcı cana yakın tavırları, kendimi tanıttığım zaman verdiği sevimli tepki ve genel olarak blog yazarlarını takdir etmesi ve ellerinize sağlık deyimini kullanması eşine fazla rastlanmayan alçakgönüllü bir tepkiydi. Başarılar Modazon!
Last thursday I’ve been invited to Modazon’s, a new website about fashion, launch party. I’ve met the designer Simay Bülbül and had some lovely time.
Burberry’nin trençkotun en güzel hallerini The Sartorialist ile beraber bizlere gösterdiği The Art of the Trench sitesinden daha önceki bir yazımda bahsetmiştim. Şimdi aynı site önemli fotoğraf arşivlerinden birine sahip olan Magnum photos ile işbirliği yapmış ve Magnum fotoğrafçılarından Bruce Gilden, Gueorgui Pinkhassov, Christopher Andersson, Olivia Arthur, Elliot Erwin ve Jim Goldenberg, Londra,New York, San Francisco ve Brooklyn gibi şehirlerdeki trençkot sanatını kendilerine özgün stilleriyle fotoğraflandırmışlar, laf aramızda ben Sartorialist işbirliğinin sonuçlarını daha fazla beğenmiştim.
http://artofthetrench.com/#
I wrote about Burberry’s The Art of the Trench site and their collaboration with The Sartorialist here before. A new collaboration’s been made with the Magnum photos and their photographers Bruce Gilden, Gueorgui Pinkhassov, Christopher Andersson, Olivia Arthur, Elliot Erwin ve Jim Goldenberg took photos in their style around London, New York, San Francisco and Brooklyn, however I like the one with the Sartorialist better .
http://artofthetrench.com/#

Dün ilk olarak 18:00′deki Elaidi defilesine katılmayı planlarken, önemli bir ayrıntı olan fotoğraf makinesinin pilini şarjda unutunca, bir u dönüşü ile eve gidip defileyi kaçırdık. Tamirane’de pancar cipsi ve kişle geçiştirilen mide kazıntısı sonrası ilk defilemiz ilhamını kara kargalardan alan Hatice Gökçe oldu. Koreografisi diğer şovlara göre farklıydı, modellerin ani kafa çevirişlerle , izleyicilere haşin bakışlar fırlatmaları önce şaşkınlıkla karşılansa da, alışıldı, şapkalar oluşturulmaya çalışılan karga imajını iyi tamamladı.Koleksiyon kargaların parlak tüylerine gönderme yapan parlak siyah kumaşlardan takımlar, ayrı parçaları içerirken transparan detaylar, kalın örgüden uzun elbiseler ve yine örgü pantolonlar dikkat çekse de giyilebilirliği ve modellerin üzerinde bile kötü duruşlarıyla akıllarda soru işaretlerine sebep oldu. İlk kez bayan koleksiyonunun da sergilendiği, uniseks tasarımları da içeren defilenin en kayda değer parçaları bana göre deri olanlardı, farklı kesimleri ve datayları hoşumuza gitti.
For us the first show of the closing day was Hatice Gökçe, she was inspired by the black crows.It was like a unisex collection and also the debut for the women’s collection.
Günün en ilgi gören defilesi kuşkusuz Hakan Yıldırım for Koton defilesi idi, erken saatte doldu, sıralarda otobus misali biraz ilerleyelim beyler muamelesi yapıldı. Defile konukları için hazırlanan torbaların içinden Maybelline’den ruj, üzerinde koleksiyonu simgeleyen kelimeler bulunan bir küp ve Koton katalogu çıktı, rujun kırmızısının da olduğu söylense de bizim sansımıza çıkan sedefli pembe rengin pek sansı yoktu
. Zamanında başlayan defilede ilk sunulan triko hırka, kazak ve taytlar beni biraz korkutsa da, bir süre sonra olay daha ümit verici hale geldi. Gri pelerin, safran ve mavi renkli mini ipek görünümlü elbiseler, üzerleri baskılı triko elbiseler, Sherlock Holmes’a gönderme yapan paltolar bunları ben giyerim dedirtirken yüksek bel, ekose, renkli çoraplarla seneye ne giyileceğinin sinyalleri verilmiş oldu.
The second show was belong to Hakan Yıldırım for Koton collection, there were nicely done casual pieces I’d like to wear like gray cape, bright colour dresses and Sherlock Holmes inspired coats.
Defile sonrası kapanış partisi için enerji santraline yöneldik,. İlk kez geldiğim bu güzel müze ah burada fotoğraf çekimi yapmalıyız dedirtirken , kalabalık bir parti için bana pek uygun bir seçim gibi gelmedi. Yaklaşık 1,5 saat kadar kaldığımız partiden ayrılıp geceyi Den Cafe ve Corridor’da noktaladık.
İki gününe katılabildiğim 4 günlük moda haftasıyla ilgili diğer notlarıma gelince:
* İlkine katılmış biri olarak herkes gibi Santral Istanbul’un bu olay için daha uygun bir yer olduğunu düşünüyorum.
* İlkine göre fazlalaşan oturma düzeni defileleri daha rahat izleme olanağı yarattı.
* Fashionable Istanbul’dan sonra blog yazarlarının resmi olarak davet edilmesi ile biraz daha ilerleme kaydedildi, farklı bakış açılarıyla anında bilgi aktarımına olanak sağlandı.
*Çadır biraz özensizdi, bekleme alanı biraz azdı, özellikle son gün fuar alanının kapanması ile bu hissedildi ancak daha iyisini yapmanın daha fazla para demek olduğunu hepimiz biliyoruz.
*Meg Ryan olayına şimdiye kadar değinmemiştim ancak artık z listesinde olan, tarzıyla hiç bir zaman gündeme gelmemiş, kırmızı halıda esamesi okunmayan birinin açılış için o kadar para verilip buraya getirilmesi anlamsızdı. Meg Ryan’ın gelişinin sponsor desteğini arttırdığı söylense de Istanbul’un moda merkezi olma yolunda ilerlemesine bir katkısı olmadığı gerçektir. Moda etkinliğine film yıldızı getirmek daha önceden yapılmış bir şeydir, böyle bir şey yapılmasaydı bence daha karakterli ve tutarlı bir seçim olurdu.
* Bu Meg Ryan konusundan çıkışla biraz beyin jimnastiği yaptığımızda illa biri getirilecekse mesela bu en iyi giyinen listelerinde ilk sıralarda yer alan, kendine ait moda markası olan Sienna Miller olabilirdi. Çok gerekli olmasa da belki ablası ile kurdukları Twenty8twelve markasının bir defilesi yapılabilirdi. Bunun dısında yine aynı durumda olan Mary Kate & Ashley Olsen, Keira Knightley, yine ünlü modellerden bazı isimler olaya renk katabilirdi. Moda alanında sözü geçen Suzy Menkes, Hilary Alexander gibi isimlerin IFW’yi izlemesi sağlanabilirdi veya sitesi binlerce kişi tarafından izlenen Style.com’la güzel ortak çalışmalara imza atan Scott Schuman diğer adıyla The Sartorialist getirilip, buradan karelerle ülkemizde de moda adına bir şeyler olduğu dünyaya gösterilebilir, belki gelecek kitabında Ece Sükan dışında buradanbaşka birilerinin de olmasına imkan verilirdi.
*Yemek imkanları çok kısıtlı ve sunulanlar lezzetsizdi.
*Bir öncekinde IFD’de defileler dışardaki ekranlara verilip izlenme imkanı sağlanıyordu ancak yetişemediğimiz Elaidi defilesini bu şekilde izlemek mümkün olmadı.
* Türkiye’nin diğer önde gelen markaları da olaya dahil edilerek çeşitlilik sağlanabilirdi.
*Fuar alanındaki markalar daha özenli seçilebilirdi.
Moda dünyasında ilerleme yolunda önemli adımlardan biri olan bu organizasyonun ilerde aksaklıklardan ders alıp daha iyi bir duruma geleceğine inancım tam, her şeye rağmen parçası olmak benim için güzeldi.
Bugün istediğimi yapabildiğim bir gün olsa Marka Konferansı’nda konuşmacı olan Christian Louboutin’i dinlemeye gitmek isterdim. Neyse ki twitter var, konferansta yer alan diğer bir konuşmacı JWT’nin global stratejik pazarlama direktörü Guy Murphy’nin sayesinde işte Louboutin’den inciler:
If this day was one of days that I could do whatever I want, I’d love to go to the Marka Conference where Christian Louboutin was one of the speakers. Thanks to twitter and another speaker of the conference Mr. Guy Murphy who is the worldwide planning director of JWT, here are the quotes of Louboutin from today’s speech:
“Shoes can be used to undress. You be naked and wear shoes and it doesn’t look strange”.
“Ayakkabılar sizi soymak için kullanılabilir. Çıplak olabilir ve sadece ayakkabı giyebilirsiniz ama bu garip görünmez”.
“When I was a teenager I only wanted to design shoes for showgirls, not for fashion”.
“Gençken sadece şov kızları için ayakkabı tasarlamak isterdim, moda için değil.”
“Design must not be led by business, business must be led by design”.
Tasarım ticaret tarafından yönlendirilmemeli, ticaret tasarım tarafından yönlendirilmelidir.
“The essentials in design are creativity and quality”.
Tasarımda temel olanlar yaratıcılık ve kalitedir.
Louboutin explains that the red soles was a happy accident.
Louboutin kırmızı tabanların mutlu bir kaza olduğunuz açıkladı.
Twitter, theluxechronicles
Bu blogu açma sebeplerimden birisi, güzel şeylerden bahsedip, eğlenceli vakit geçirebilmekti ancak hayat ne yazık ki bize her zaman eğlenceli haberler vermiyor, tasarımcı Alexander McQueen’in ölümü gibi. Dün sıkıcı ve uzun bir toplantının sonlarına doğru yine D.’nin mesajı ile öğrendim kaybını ( Michael Jackson’un aramızdan ayrılışını da bana o haber vermişti
), ağzımdan yüksek sesle bir aaa çıktı ama kimseyle fazla paylaşamadım çünkü onun dehasını bilmeyen biri için söylediklerim bir şey ifade etmeyecekti.Sonra neden dedim kendi kendime, nasıl bir ruh hali insanı kendi canını almaya itebilir ama Marc Jacobs’ın onun için de dediği gibi sebebini bilmek onu geri getirmeyecek. McQueen benim için en basitinden başlarsak D.’nin kullandığı Kingdom parfümünün tasarımcısıydı, bu kokuyu ona çok yakıştırır onun bu kokuyu sürüp odaya girdiği anlarda, hep bu kokuya bayıldığımı ve ona ne kadar yakıştığını söylerdim. McQueen’in farklılığını ufak bir şey olmasın rağmen Kingdom’da hissetmemek mümkün değildi, kokuyu duyduğunuzda bir daha aklınızdan çıkartmanız ve şişe tasarımını es geçmeniz mümkün değildi ancak son zamanlarda bulmak imkansız oldu, her yurtdısına çıkan eli boş döndü. Tasarladıklarına her zaman ulaşmamıza olanak yoktu ancak hep hayallerimizdeki şovların, kıyafetlerin tasarımcısı oldu. En son 2010 ilkbahar yaz şovuyla bizi hiç düşünmediğimiz yerlere götürdü, hatta ben bu yazının sonunda yaptığım yorumlarda modaya biraz ilgi duyan insan evladının onun bir defilesini mutlaka izlemesi gerektiğini söylemiştim ancak kısmet değilmiş. Size onun dehasını burada uzun uzun anlatmayacağım, zaten google a adını yazarsanız her şeye ulaşırsınız, trendometre’de hakkında oldukça güzel ve bilgilendirici bir yazı yazmış.
Böyle zamanlarda kendi kendime düşünmeden edemiyorum yetenekli olmak, dahi olmak bir nevi lanet ve bu kadar ağır bir yük ise, insanı bu kadar kırılgan yapıyorsa, basit bir insan olarak yaşamımdan memnun olmalıyım öyleyse. Bugün çok sevdiği annesini ebediyete uğurlayacakken ona eşlik etmeye karar vermesindeki ironi oldukça sarsıcı değil mi? Ölüm başlı başlına acı bir olay ancak böyle yeteneklerin bu dünyadan gitmesi, onu daha da acı yapıyor. Şimdi izninizi rica ediyorum, bu cuma gününü boynumda McQ şalım onun yeteneğini kucaklayarak geçirmek istiyorum, huzur içinde yatsın.
I’m very saddened by the loss of Alexander McQueen, he is an extraordinary talent and always been the one designer of our dream shows and clothes. On this friday I’d like to embrace his gift and his life while wearing a scarf from McQ, R.I.P
kinho,designscene,style
Kronoloji şaşmasın diye bir süredir beklettiğim bu kıyafet postu geçen çarşamba Yeşil Defilesi ile başlayan, yoğun akşama ait.
I’d like my outfit posts chronologically in order so this post was waiting since last Wednesday for this reason. I wore this outfit to a busy night out starting with Yeşil runway show.