Truly simple

İyi haftalar! Havanın güneşli olmasına rağmen, cumartesi günü bir kaç saat dışında, genelde evde oturduğum bir hafta sonu oldu, nedense bir hareketsiz kalmak istedim, iyi de oldu.

Good days! The weather was sunny during the weekend but mostly  I chose to stay at home and  it felt good. This outfit post would be nice if I could completed it with Galata Tower view behind but my camera’s battery was dead and we could get only one shot, even it’s a change right?

Bu kıyafet postunu, arkada Galata Kulesi manzarasıyla tamamlamayı istesem de, zamansız biten pil bizi yine evdeki duvara mahkum etti ama bir poz bile olsa değişiklik sayılır, değil mi?

Bitirmeden önce, bu kıyafetimde kullandığım tişörtle ilgili size bir kaç cümle edip, sizin de  konuyla ilgili tahmin ettiğim ıstıraplarınıza son vermek istiyorum. Basic tişörtleri bilirsiniz, çok giydiğimiz, hep aradığımız ama kendimize uygununu çok az bulabildiğimiz ya da T by Alexander Wang gibi seçeneklere bakıp 145 tl’lik fiyatını ( Harvey Nichols fiyatıdır) çok bulduğumuz hikayelerin ürünleridir bunlar, ben de buldukça alır, stoklarım bu tişörtlerden. Geçenlerde aramalarımın sonunu getirecek bir marka ile tanıştım, artık nerede bulacağımı iyi bildiğimden aramama gerek kalmayacak. Duruşu ve kalitesiyle Fashiontr ‘ın yazarı Aysu tarafından yaratılan  truproject  kadınlar ve erkekler için her türlü basic tişört  ihtiyacınıza ve fazlasına  cevap verecek nitelikte ve şimdilik bir tık uzağınızda, benden  söylemesi :)

Palto ve ceket /Coat and jacket: River Island
Jean pantalon( Yeni) /BF jeans( New): Banana Republic
Tişört (yeni)/ Tee (New): Tru.
Ayakkabılar/Shoes: Pierre Hardy for Gap
Çoraplar/Socks: Penti
Gözlük ve kolye/Sunglasses and necklace: MNG
Bilezik/Bangle: Accessorize
Çanta/Bag: LV
Fular/Scarf: H&M

Pink or yellow?

Freshtival’in sarı çiçeklerine nazire yapan pembe çiçeğim ve kışın aldığım sandaletlerimle işte benim festival kıyafetim:
My  flower on my hair looks like Freshtival’s yellow flowers but in pink. Here is my festival outfit with my new flats that I bought in winter:
Tulum/Playsuit: Marc by Marc Jacobs
Çanta ve sandaletler / Bag and flats: Topshop
Gözlük / Sunnies: Urban Outfitters
Çiçek / Flower: Accessorize

L’appart pr sample saleden neler alamadım?

Gecenin bu saati eve dönmüş fotoğrafları düzenlemekle uğraştığıma göre, akıl sağlığımdan şüphe etmek gerek ama  bugün blog için ne yaptın derseniz, cevabım pek çok şey olacaktır.  Mesela, L’appart pr’ın sample saleine gittim bu iki kıyafeti denedim. Bugün ne giydim başlığına farklı bir yaklaşım olarak da değerlendirebileceğimiz bu durumdan, elimde bir hiçle çıkmama, basiret bağlanması mı, alışveriş havasında olmamam mı, soğuk mu artık ne neden bulursanız bulun ama siz benim gibi olmayın, fiyatları 20-300 tl arasında değişen bu güzelliklere cumartesi günü bir göz atın.
I must be mad writing this post at this time of the night but I did a lot for the blog today. For example, I’ve been to L’appart pr sample sale and tried these two outfits. You can consider this post as a different aspect to what I wore today, however somehow I wasn’t in the mood and got out from there empty handed so don’t be a fool like me and go and visit there on saturday.

Address : Abdi ipekçi Cad. Lalezar Apt. No:45 :K5 D:14 istanbul
Tel: 0212 240 34 57
Elbise / Dress: Fatima Lopes
Ayakkabılar / Shoes: Aldo

Mayo / Swimsuit : Oye
Etek / Skirt :  Begüm Salihoğlu

Absolut Glimmer için, Beliz Sarıyer ile görüştüm

Tasarıma ve modaya fazlasıyla değer veren bir marka olmasıyla da gönlümdeki yeri sağlam olan Absolut, hatırlayabileceğiniz gibi, yılbaşı zamanı Absolut Disco, AbsolutMasquared ve AbsolutRock Edition ..gibi değişik giydirilen şişeleriyle de bilinir. Marka bu sene kristalize camdan sınırlı sayıda üretilen, gözalıcı“AbsolutGlimmer” şişesiyle bir ilke imza atarken, ben de bu şişenin pırıltısına kapılarak bu blogta bir ilki gerçekleştiriyorum. 4 farklı tasarımcı Absolut Glimmer şişesinden esinlenerek masa ve aydınlatma tasarladılar. Bu kişilerden biri olan, yetenekli ve tarz sahibi Beliz Köprülü Sarıyer ile eğlenceli bir röportaj yaptım ben de. Kendisini tanımayanlar için kısaca bahsetmem gerekirse, Bilkent Üniversitesi iç mimari bölümünden mezun olan Sarıyer, İngiltere’ye yerleşerek Central Saint Martin’sscenograpy bölümünde mastır yaparak bir süre danscılar ve koreograflarla çalışmış. Çeşitli tasarım ofislerinde başarılı kariyerine devam ederken, 3 sene önce yurda dönüş yapan Sarıyer , iç mimari alanında tasarım şefi olarak başarılarına yenilerini eklemeyi sürdürürken, benim sorularıma verdiği cevaplarla kendisini ve AbsolutGlimmer projesini daha yakından tanıyalım:
Yazıyı büyütmek için alttaki resmin üstüne tıklayınız !

Sarıyer ve diğer tasarımcıların ellerinden çıkan bu eserleri görmek için, doğru Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi’ne!

Kokoon Diary başlıyor

C-79 ile tanışmam bundan yaklaşık 1,5 ay öncesine dayanıyor. C-79 ne diyecek olursanız size Kokoon, Archie Grand, Aiaiai and TMA-1 gibi birbirinden farklı ve tasarım odaklı markaları bizimle buluşturan bir moda ajansı diyebilirim. Kokoon detaylara önem veren, sade, şık, fonksiyonel tasarımları, Archie Grand defterler ise kaliteyi, mizah ve renklilikle bağdaştırmasıyla kalbimi kazanırken, önümüzdeki 6 gün Danimarka menşeli Kokoon markasından seçtiğim parçalarla oluşacak bugün ne giydim köşesine hazır olun. Bu arada,siz de bu tarz sahibi markaları yakından görmek istiyorsanız, Bilstore, Midnight Express ve Beymen Blender’ları ziyaret edin ve yarından itibaren bu günlüğü takip edin.
I met C-79 about 1,5 months ago. If you’d say what is C-79, I will tell you that it’s an apparel and fashion agency which brings Turkey very design oriented and cool brands like Kokoon, Archie Grand, Aiaiai and TMA-1 . Kokoon has won my heart with its simple, chic and versatile pieces with great details, while Archie Grand notebooks give you quality, humor and colour all in one. On the next 6 days, I’ll be posting outfits which I’ve chosen from lovely Danish brand Kokoon so make sure that you’ll be here and follow my diary starting from tomorrow. Until then, if you would like to see those fantastic brands upclose please go and visit Bilstore, Midnight Express and Beymen Blender  stores.

Walking into the sun

Merhabalar! Pazartesi günü haftaya hızlı bir giriş yapınca, aslında dün koymak istediğim hafta sonu postu bugüne kaldı, hava hala kapalı dolayısı ile bugün de güneşe ihtiyacımız var, belki bu fotoğraflar bize biraz onu sağlar.

Hello! I supposed to post this yesterday but it was a busy Monday, it’s still dark outside so maybe you can find the sunshine you need in my photos.

Biraz hafta sonundan bahsedelim. Cumartesi günü kardiyo niyetine biraz mağaza dolaştım. Nişantaşı’ndaki Uterqüe, Inditex grubunun aksesuar markası, açılmış ,doğal tonlar bu mağazayı da etkisi altına almış, takıları, özellikle bazı çanta ve bileklikleri çok güzel, mağazada uygun fiyatlı küpe gibi parçalar olsa da benim beğendiklerim genelde 195 tl civarındaydı, sanırım ulaşılabilir lüksün maliyeti bu :) .  Mango’da şimdilik sezonun en beğendiğim parçalarından olan militer, arkası uzun ceketi görüyorum. Altın düğmeleri, kalınca kumaşı ve rengi ile yakından da hoşuma gidiyor ancak ay sonu olması ve 189tl.lik fiyatı beni durduruyor, acıkıyoruz. Nerede, ne yesek sorusu beynimizde dolaşırken ben “Bunk “diyorum, o ne diyor arkadaşım, yaklaşık 3 aydır önünden geçip, denemek istediğim bir yer diyorum ve onu tutup Güzelbahçe sokağa getiriyorum.  Dekorasyonu modern, renkli ve iç açıcı arkada sürpriz bir bahçesi var, somonlu sandviç ve Antakya peyniri ile yapılan bir salata paylaşmaya karar veriyoruz, siparişleri beklerken mutfak ile arka salon arasında bulunan çeşitli mutfak eşyalarından, Bodrum mandalinası reçeline kadar  farklı şeyler bulabileceğiniz küçük bölüme bakıyoruz ve pek çok şeyi beğeniyoruz. Yemekler geliyor, somonda cimri davranmamaları ve lezzet oldukça hoş ama neden burası bu kadar boş? Biz oradan memnun çıkarken ben bu yeri diğerleri de denemeli diyorum ve bu yazının ilk temelleri orada atılıyor. Akşam sakin geçiyor, Tropik Fırtına filminin son 20 dakikasında falan uyuyorum, tüh!

I did some windows shoping for cardio purposes on Saturday. A new Uterque shop has been opened in Nisantası, the natural hues were captured this store,too. I like some cuffs and bags but they weren’t budget friendly much, I think this is price of affordable luxury :) Later, I’ve been to Mango and saw my favorite jacket upclose. It looks nice with pretty thick fabric, nice colour with gold buttons but it is the end of the month so I had to leave it at the store. We were hungry and decided to try a new place called Bunk . The decoration is soft and modern with a surprise garden at the back. You can buy things from homemade jams to kitchen utensils which we liked  a lot. We shared salmon sandwich and a salad and enjoyed the whole experience but it was quite sad the place was  nearly empty when we were there so if you’d had a chance, please go and try!

Saatler ileri alınıyor ve Pazar oluyor, komşumuzun F1 sevgisi ile saat 09.00 civarı uyanıyoruz. Dolap tam takır, zaten bende de kendimi bir deniz kenarına atma isteği var.Arabaya atlayıp sahil bizi nereye götürürse diyoruz, Rumelihisarı civarına yaklaşırken trafik bizi bezdiriyor, hadi geri dönelim diyoruz, arabayı Arnavutköy’e bırakıp Bebek’e kadar yürüyoruz Kırıntı pazar kahvaltısı için uygun görünüyor, güneş tepede ve biraz sıcak, biz fazla oyalanmıyoruz kahvaltımızı bitirip doğru parka.  Biraz fotoğraf çekip, arabaya yürürken dondurma alıyoruz, hava bulutlanmaya başlıyor.  Ben D.’yi arıyorum, onunla mini bir Taksim turu yapıyoruz, cadıpazarı için renkli bandaj eteklerden bakıyorum ama istediğim renk ve bedenleri bulmak ne mümkün, zaten deli gibi bir yağmur başlıyor, Den’e gidip bir şeyler atıştırıyoruz, sonra D&R’a uğrayıp Vogue TR’nin 2. sayısını ve Glamour İngiltere dergisi alıp, neredeyse bitmek üzere olan hafta sonunu, eve giderek noktalıyorum.

On Sunday, our neighbour woke us up around 09.00 with the noise of F1 racing cars, he was watching the race live on TV. The fridge was quite empty and I wanted to go to the seaside so we jumped to the car and drove where the road takes us. However we have to stop around Rumelihisarı because of the traffic, we decided to go back, parked the car at Arnavutköy and walked to Bebek and had our breakfast while the sun is shining on top of us. After breakfast we went to the park, sit by the sea and took some pictures. Later that day, I met with my friend D., we hit the Taksim for a little shopping experience but we couldn’t find much. The dark clouds brought us a lot of rain so we rushed to Den Cafe at Nişantaşı, grab something to eat and drink, on the way home I bought second issue of Vogue Turkey and Glamour UK and the weekend was almost over.

Parka ve çanta/ Parka and bag: H&M
Pantalon/ Jeans: Topshop
Tişört/Tee: Gap
Fermuarlı sweatshirt (Yeni) /Zippered sweatshirt(New): Ginatricot
Ayakkabılar(Yeni)/Shoes(New): Reebok
Gözlük/ Sunnies: MNG
Şal/Scarf: Pull and Bear

Galata’da bir pazar

Twitter’dan yazdığım üzere, Pazar günü son yıllardaki değişimiyle bana azcık Barselona’nın  El Born bölgesini hatırlatan  Galata’ya gittik, Galatamoda’yı da hastalık ve hava muhalefeti sebebiyle ziyaret edemeyince, aklımda bir süredir olan Galata mağazaları turunu hayata geçirdik. Karnımız aç, kahvaltıyı daha önce arkadaşımın gittiği Mavra adlı yerde etmeye karar verdik. Mavra yurtdışında benzerlerini görebileceğiniz, cafe, workshop, butik birleşiminden oluşan bir yer, dekorasyonuna ve içeriğine belli ki özenilmiş. Mönusü ve fiyatları ortalama ama tatlılarda iddialı oldukları kesin. Sergilenen oyuncaklar, broşlar, saç aksesuarları alınabiliyor, bu farklı havası insanın hoşuna gidiyor ancak Mavra’da garip bir durum var. Fonda pazar günü neşeli veya dingin bir müzik duymak istiyorsunuz, yok, içerisi de kalabalık olmayınca tek duyabildiğiniz telefonda annesine yorgunluktan dert yanan veya yaptırdığı göğüs ameliyatından bahseden servis elemanları oluyor. Onlar zaten siz ordaymışsınız, duyuyormuşsunuz,, gibi şeylere aldırmıyorlar, aldırmadıkları için  de izin günlerine kızıp, kapıları çarpıp, ardından bağıra çağıra kavga edebiliyorlar. Ben D.’ye “sakın kahve içmeye kalkma diyorum”, hesabı ödeyip koşarak uzaklaşıyoruz, zira pazar kahvaltımın yanında bu kadar zırvalık yeter :) .

Buraya asıl gelme sebebimiz olan mağazalara gelelim, ilk durak “La Mariquita”, Müge Ersin, Elaidi, Rana&Berna Canok, Zeynep Erdoğan, Aida Pekin.. gibi daha pek çok tasarımcının koleksiyonlarını burada görmek mümkün. Ürün seçeneği ve fiyatlar çeşitli, aksesuarlar başarılı, sanırım gördüklerim arasında en sevdiğim mağaza bu oldu.

Biraz ilerleyip Paristexas’a giriyoruz, resimlerde göründüğünden küçük, Stella McCartney’den Marc by Marc Jacobs’a kadar uzanan bir yelpazesi var, kendi markaları ayakkabıları dikkate değer ancak içeride 4 kişiden fazla olunca ortamda kalmak zorlaştığından, kendimizi vintage ve 2. el kıyafetler satan Second Chance’e atıyoruz.
Vitrinde vintage bir Burberry trençkot karşılıyor bizi, içerisi sıcak ve hoş, en çok gece elbisesi arayanlar için seçenek var. Bunların dışında, ceketler, kazaklar, çantalar, maskeler( 1-2 tane beğeniyoruz ama 90tllik fiyat biraz tuzlu geliyor), saç aksesuarları, kürkler .. gibi pek çok başlık altında ürün bulmak mümkün. Elbiseler benim tarzıma göre fazla dönemsel ancak gözlük koleksiyonu oldukça geniş, fiyatlar 180-200 tl civarında.

Bu Sonia Rykiel militer ceketin fiyatı 200TL.

Hava bozmaya başlıyor, ben de şapka olduğu için çok etkilenmiyorum, iyi ki evden çıkarken suni kürkümü giymişim, üşümeye başlıyoruz , Bahar Korçan’ın mağazasına uzaktan merhaba diyoruz ve Tabe Kıyamet adlı vintage mağazasına yöneliyoruz ancak kapalı, üzülerek oradan ayrılıp, Cuppa’da bir mola verip kendimize geliyoruz.

Ne demişler, bir fotoğraf çok şey anlatır, gerisini çektiğimiz fotoğraflardan dinleyin, Tabe Kıyamet, Lastik Papuç, Laundromat ve es geçtiğimiz diğerleri, sizlere de bir daha ki sefere uğrayacağız, söz :)

As I twitterred on sunday we paid a visit to Galata area of Istanbul which really reminds me El Born in Barcelona. We visited some vintage shops, little boutiquies but because of the bad weather we couldn’t see more so we took some photos, hope you can complete the story from them.

D’nin çok severek aldığımız mavi ojesi de görülmeye değer, Sephora’dan.
This blue nail polish is from Sephora.

IFW de bitti


Dün ilk olarak 18:00′deki Elaidi defilesine katılmayı planlarken, önemli bir ayrıntı olan fotoğraf makinesinin pilini şarjda unutunca, bir u dönüşü ile eve gidip defileyi kaçırdık. Tamirane’de pancar cipsi ve kişle geçiştirilen mide kazıntısı sonrası ilk defilemiz ilhamını kara kargalardan alan Hatice Gökçe oldu. Koreografisi diğer şovlara göre farklıydı, modellerin ani kafa çevirişlerle , izleyicilere haşin bakışlar fırlatmaları önce şaşkınlıkla karşılansa da, alışıldı, şapkalar oluşturulmaya çalışılan karga imajını iyi tamamladı.Koleksiyon kargaların parlak tüylerine gönderme yapan parlak siyah kumaşlardan takımlar, ayrı parçaları içerirken transparan detaylar, kalın örgüden uzun elbiseler ve yine örgü pantolonlar dikkat çekse de giyilebilirliği ve modellerin üzerinde bile kötü duruşlarıyla akıllarda soru işaretlerine sebep oldu. İlk kez bayan koleksiyonunun da sergilendiği, uniseks tasarımları da içeren defilenin en kayda değer parçaları bana göre deri olanlardı, farklı kesimleri  ve datayları hoşumuza gitti.

For us the first show of the closing day was Hatice Gökçe, she was inspired by the black crows.It was like a unisex collection and  also  the  debut for the women’s collection.

Günün en ilgi gören defilesi kuşkusuz Hakan Yıldırım for Koton defilesi idi,  erken saatte doldu, sıralarda otobus misali biraz ilerleyelim beyler muamelesi yapıldı. Defile konukları için hazırlanan torbaların içinden  Maybelline’den ruj, üzerinde koleksiyonu simgeleyen kelimeler bulunan bir küp ve Koton katalogu çıktı, rujun kırmızısının da olduğu söylense de bizim sansımıza çıkan  sedefli pembe rengin pek sansı yoktu :) . Zamanında başlayan defilede ilk sunulan triko hırka, kazak ve taytlar beni biraz korkutsa da, bir süre sonra olay daha ümit verici hale geldi. Gri pelerin, safran ve mavi renkli mini ipek görünümlü elbiseler, üzerleri baskılı triko elbiseler, Sherlock Holmes’a gönderme yapan paltolar  bunları ben giyerim dedirtirken yüksek bel, ekose, renkli çoraplarla seneye ne giyileceğinin sinyalleri verilmiş oldu.

The second show was belong to Hakan Yıldırım for Koton collection, there were nicely done casual pieces I’d  like to wear like gray cape, bright colour dresses and Sherlock Holmes inspired coats.

Beklerken fotograf çekerek biraz vakit geçirdik.
We were goofing around before the show.
Defile olmadığı zamanları yine farklı tarzlar arayarak geçirdik ancak dünkü kadar şanslı değildik.
Ahu Yağtu, tarzı ve Second Chance gibi keyifli bir vintage dükkanına sahip olmasıyla sempati duyduğum bir isimken, fotoğrafını çekmek istediğimde takındığı tavır ve yüz ifadesiyle bazı insanların dış güzelliklerinin içlerine yansımadığının güzel bir örneğiydi.
She was so rude while I asked for her photograph.
Marc Jacobs’ın izinde
Following the foot prints of Marc Jacobs
Saç aksesuarı kayda değerdi.
Headpiece was worth to see.
İki renkli çoraplara dikkat.
Watch the two tone thights.
Er kişiye not: Kısa zamanda sevebileceğiniz bir iş bulmanız dileğiyle  :)

Defile sonrası kapanış partisi için enerji santraline yöneldik,. İlk kez geldiğim bu güzel müze ah burada fotoğraf çekimi yapmalıyız dedirtirken , kalabalık bir parti için bana pek uygun bir seçim gibi gelmedi. Yaklaşık 1,5 saat kadar kaldığımız partiden ayrılıp geceyi Den Cafe ve Corridor’da noktaladık.

İki gününe katılabildiğim 4 günlük moda haftasıyla ilgili diğer notlarıma gelince:

* İlkine katılmış biri olarak herkes gibi Santral Istanbul’un bu olay için daha uygun bir yer olduğunu düşünüyorum.

* İlkine göre fazlalaşan oturma düzeni defileleri daha rahat izleme olanağı yarattı.

* Fashionable Istanbul’dan sonra blog yazarlarının resmi olarak davet edilmesi ile biraz daha ilerleme kaydedildi, farklı bakış açılarıyla anında bilgi aktarımına olanak sağlandı.

*Çadır biraz özensizdi, bekleme alanı biraz azdı, özellikle son gün fuar alanının kapanması ile bu hissedildi ancak daha iyisini yapmanın daha fazla para demek olduğunu hepimiz biliyoruz.

*Meg Ryan olayına şimdiye kadar değinmemiştim ancak artık z listesinde olan, tarzıyla hiç bir zaman gündeme gelmemiş, kırmızı halıda esamesi okunmayan birinin açılış için o kadar para verilip buraya getirilmesi anlamsızdı. Meg Ryan’ın gelişinin sponsor desteğini arttırdığı söylense de Istanbul’un moda merkezi olma yolunda ilerlemesine bir katkısı olmadığı gerçektir. Moda etkinliğine film yıldızı getirmek daha önceden yapılmış bir şeydir, böyle bir şey yapılmasaydı bence daha karakterli ve tutarlı bir seçim olurdu.

* Bu Meg Ryan konusundan çıkışla biraz beyin jimnastiği yaptığımızda illa biri getirilecekse mesela bu en iyi giyinen listelerinde ilk sıralarda yer alan, kendine ait moda markası olan Sienna Miller olabilirdi. Çok gerekli olmasa da belki ablası ile kurdukları Twenty8twelve markasının bir defilesi yapılabilirdi. Bunun dısında yine aynı durumda olan Mary Kate & Ashley Olsen, Keira Knightley, yine ünlü modellerden  bazı isimler olaya renk katabilirdi.  Moda alanında sözü geçen Suzy Menkes, Hilary Alexander gibi isimlerin IFW’yi izlemesi sağlanabilirdi veya sitesi binlerce kişi tarafından izlenen Style.com’la güzel ortak çalışmalara imza atan Scott Schuman  diğer adıyla The Sartorialist getirilip, buradan karelerle ülkemizde de moda adına bir şeyler olduğu dünyaya gösterilebilir, belki gelecek kitabında Ece Sükan dışında buradanbaşka  birilerinin de olmasına imkan verilirdi.

*Yemek imkanları çok kısıtlı  ve sunulanlar lezzetsizdi.

*Bir öncekinde IFD’de defileler dışardaki ekranlara verilip izlenme imkanı sağlanıyordu ancak yetişemediğimiz Elaidi defilesini bu şekilde izlemek mümkün olmadı.

* Türkiye’nin diğer önde gelen markaları da olaya dahil edilerek çeşitlilik sağlanabilirdi.

*Fuar alanındaki markalar daha özenli seçilebilirdi.

Moda dünyasında ilerleme yolunda önemli adımlardan biri olan bu organizasyonun ilerde aksaklıklardan ders alıp daha iyi bir duruma geleceğine inancım tam, her şeye rağmen parçası olmak benim için güzeldi.

Louboutin’den inciler

Bugün istediğimi yapabildiğim bir gün olsa Marka Konferansı’nda konuşmacı olan Christian Louboutin’i dinlemeye gitmek isterdim. Neyse ki twitter var, konferansta  yer alan diğer bir konuşmacı  JWT’nin global stratejik pazarlama direktörü Guy Murphy’nin sayesinde işte Louboutin’den inciler:

If this day was one of days that I could do whatever I want, I’d love to go to the Marka Conference where Christian Louboutin was one of the speakers. Thanks to twitter and another speaker of the conference Mr. Guy Murphy who is the worldwide planning director of JWT, here are the quotes of Louboutin from today’s speech:

“Shoes can be used to undress. You be naked and wear shoes and it doesn’t look strange”.
“Ayakkabılar sizi soymak için kullanılabilir. Çıplak olabilir ve sadece ayakkabı giyebilirsiniz ama bu garip görünmez”.

When I was a teenager I only wanted to design shoes for showgirls, not for fashion”.

“Gençken sadece  şov kızları için ayakkabı tasarlamak isterdim, moda için değil.”

“Design must not be led by business, business must be led by design”.

Tasarım ticaret tarafından yönlendirilmemeli, ticaret tasarım tarafından yönlendirilmelidir.

“The essentials in design are creativity and quality”.
Tasarımda temel olanlar yaratıcılık ve kalitedir.

Louboutin explains that the red soles was a happy accident.
Louboutin kırmızı tabanların mutlu bir kaza olduğunuz açıkladı.

Twitter, theluxechronicles