Zac Posen ve Target işbirliği benim çok ilgimi çeken bir koleksiyon olmasa da, bazı görünümleri paylaşmanın bir zararı olmaz
I’m not a fan of Zac Posen for Target collaboration but sharing some looks here doesn’t do any harm
Livejournal
İyi haftalar! Havanın güneşli olmasına rağmen, cumartesi günü bir kaç saat dışında, genelde evde oturduğum bir hafta sonu oldu, nedense bir hareketsiz kalmak istedim, iyi de oldu.
Good days! The weather was sunny during the weekend but mostly I chose to stay at home and it felt good. This outfit post would be nice if I could completed it with Galata Tower view behind but my camera’s battery was dead and we could get only one shot, even it’s a change right?
Bu kıyafet postunu, arkada Galata Kulesi manzarasıyla tamamlamayı istesem de, zamansız biten pil bizi yine evdeki duvara mahkum etti ama bir poz bile olsa değişiklik sayılır, değil mi?
Bitirmeden önce, bu kıyafetimde kullandığım tişörtle ilgili size bir kaç cümle edip, sizin de konuyla ilgili tahmin ettiğim ıstıraplarınıza son vermek istiyorum. Basic tişörtleri bilirsiniz, çok giydiğimiz, hep aradığımız ama kendimize uygununu çok az bulabildiğimiz ya da T by Alexander Wang gibi seçeneklere bakıp 145 tl’lik fiyatını ( Harvey Nichols fiyatıdır) çok bulduğumuz hikayelerin ürünleridir bunlar, ben de buldukça alır, stoklarım bu tişörtlerden. Geçenlerde aramalarımın sonunu getirecek bir marka ile tanıştım, artık nerede bulacağımı iyi bildiğimden aramama gerek kalmayacak. Duruşu ve kalitesiyle Fashiontr ‘ın yazarı Aysu tarafından yaratılan truproject kadınlar ve erkekler için her türlü basic tişört ihtiyacınıza ve fazlasına cevap verecek nitelikte ve şimdilik bir tık uzağınızda, benden söylemesi
Sarıyer ve diğer tasarımcıların ellerinden çıkan bu eserleri görmek için, doğru Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi’ne!
Merhabalar! Pazartesi günü haftaya hızlı bir giriş yapınca, aslında dün koymak istediğim hafta sonu postu bugüne kaldı, hava hala kapalı dolayısı ile bugün de güneşe ihtiyacımız var, belki bu fotoğraflar bize biraz onu sağlar.
Hello! I supposed to post this yesterday but it was a busy Monday, it’s still dark outside so maybe you can find the sunshine you need in my photos.
Biraz hafta sonundan bahsedelim. Cumartesi günü kardiyo niyetine biraz mağaza dolaştım. Nişantaşı’ndaki Uterqüe, Inditex grubunun aksesuar markası, açılmış ,doğal tonlar bu mağazayı da etkisi altına almış, takıları, özellikle bazı çanta ve bileklikleri çok güzel, mağazada uygun fiyatlı küpe gibi parçalar olsa da benim beğendiklerim genelde 195 tl civarındaydı, sanırım ulaşılabilir lüksün maliyeti bu
. Mango’da şimdilik sezonun en beğendiğim parçalarından olan militer, arkası uzun ceketi görüyorum. Altın düğmeleri, kalınca kumaşı ve rengi ile yakından da hoşuma gidiyor ancak ay sonu olması ve 189tl.lik fiyatı beni durduruyor, acıkıyoruz. Nerede, ne yesek sorusu beynimizde dolaşırken ben “Bunk “diyorum, o ne diyor arkadaşım, yaklaşık 3 aydır önünden geçip, denemek istediğim bir yer diyorum ve onu tutup Güzelbahçe sokağa getiriyorum. Dekorasyonu modern, renkli ve iç açıcı arkada sürpriz bir bahçesi var, somonlu sandviç ve Antakya peyniri ile yapılan bir salata paylaşmaya karar veriyoruz, siparişleri beklerken mutfak ile arka salon arasında bulunan çeşitli mutfak eşyalarından, Bodrum mandalinası reçeline kadar farklı şeyler bulabileceğiniz küçük bölüme bakıyoruz ve pek çok şeyi beğeniyoruz. Yemekler geliyor, somonda cimri davranmamaları ve lezzet oldukça hoş ama neden burası bu kadar boş? Biz oradan memnun çıkarken ben bu yeri diğerleri de denemeli diyorum ve bu yazının ilk temelleri orada atılıyor. Akşam sakin geçiyor, Tropik Fırtına filminin son 20 dakikasında falan uyuyorum, tüh!
I did some windows shoping for cardio purposes on Saturday. A new Uterque shop has been opened in Nisantası, the natural hues were captured this store,too. I like some cuffs and bags but they weren’t budget friendly much, I think this is price of affordable luxury
Later, I’ve been to Mango and saw my favorite jacket upclose. It looks nice with pretty thick fabric, nice colour with gold buttons but it is the end of the month so I had to leave it at the store. We were hungry and decided to try a new place called Bunk . The decoration is soft and modern with a surprise garden at the back. You can buy things from homemade jams to kitchen utensils which we liked a lot. We shared salmon sandwich and a salad and enjoyed the whole experience but it was quite sad the place was nearly empty when we were there so if you’d had a chance, please go and try!
Saatler ileri alınıyor ve Pazar oluyor, komşumuzun F1 sevgisi ile saat 09.00 civarı uyanıyoruz. Dolap tam takır, zaten bende de kendimi bir deniz kenarına atma isteği var.Arabaya atlayıp sahil bizi nereye götürürse diyoruz, Rumelihisarı civarına yaklaşırken trafik bizi bezdiriyor, hadi geri dönelim diyoruz, arabayı Arnavutköy’e bırakıp Bebek’e kadar yürüyoruz Kırıntı pazar kahvaltısı için uygun görünüyor, güneş tepede ve biraz sıcak, biz fazla oyalanmıyoruz kahvaltımızı bitirip doğru parka. Biraz fotoğraf çekip, arabaya yürürken dondurma alıyoruz, hava bulutlanmaya başlıyor. Ben D.’yi arıyorum, onunla mini bir Taksim turu yapıyoruz, cadıpazarı için renkli bandaj eteklerden bakıyorum ama istediğim renk ve bedenleri bulmak ne mümkün, zaten deli gibi bir yağmur başlıyor, Den’e gidip bir şeyler atıştırıyoruz, sonra D&R’a uğrayıp Vogue TR’nin 2. sayısını ve Glamour İngiltere dergisi alıp, neredeyse bitmek üzere olan hafta sonunu, eve giderek noktalıyorum.
On Sunday, our neighbour woke us up around 09.00 with the noise of F1 racing cars, he was watching the race live on TV. The fridge was quite empty and I wanted to go to the seaside so we jumped to the car and drove where the road takes us. However we have to stop around Rumelihisarı because of the traffic, we decided to go back, parked the car at Arnavutköy and walked to Bebek and had our breakfast while the sun is shining on top of us. After breakfast we went to the park, sit by the sea and took some pictures. Later that day, I met with my friend D., we hit the Taksim for a little shopping experience but we couldn’t find much. The dark clouds brought us a lot of rain so we rushed to Den Cafe at Nişantaşı, grab something to eat and drink, on the way home I bought second issue of Vogue Turkey and Glamour UK and the weekend was almost over.
Twitter’dan yazdığım üzere, Pazar günü son yıllardaki değişimiyle bana azcık Barselona’nın El Born bölgesini hatırlatan Galata’ya gittik, Galatamoda’yı da hastalık ve hava muhalefeti sebebiyle ziyaret edemeyince, aklımda bir süredir olan Galata mağazaları turunu hayata geçirdik. Karnımız aç, kahvaltıyı daha önce arkadaşımın gittiği Mavra adlı yerde etmeye karar verdik. Mavra yurtdışında benzerlerini görebileceğiniz, cafe, workshop, butik birleşiminden oluşan bir yer, dekorasyonuna ve içeriğine belli ki özenilmiş. Mönusü ve fiyatları ortalama ama tatlılarda iddialı oldukları kesin. Sergilenen oyuncaklar, broşlar, saç aksesuarları alınabiliyor, bu farklı havası insanın hoşuna gidiyor ancak Mavra’da garip bir durum var. Fonda pazar günü neşeli veya dingin bir müzik duymak istiyorsunuz, yok, içerisi de kalabalık olmayınca tek duyabildiğiniz telefonda annesine yorgunluktan dert yanan veya yaptırdığı göğüs ameliyatından bahseden servis elemanları oluyor. Onlar zaten siz ordaymışsınız, duyuyormuşsunuz,, gibi şeylere aldırmıyorlar, aldırmadıkları için de izin günlerine kızıp, kapıları çarpıp, ardından bağıra çağıra kavga edebiliyorlar. Ben D.’ye “sakın kahve içmeye kalkma diyorum”, hesabı ödeyip koşarak uzaklaşıyoruz, zira pazar kahvaltımın yanında bu kadar zırvalık yeter
.
Buraya asıl gelme sebebimiz olan mağazalara gelelim, ilk durak “La Mariquita”, Müge Ersin, Elaidi, Rana&Berna Canok, Zeynep Erdoğan, Aida Pekin.. gibi daha pek çok tasarımcının koleksiyonlarını burada görmek mümkün. Ürün seçeneği ve fiyatlar çeşitli, aksesuarlar başarılı, sanırım gördüklerim arasında en sevdiğim mağaza bu oldu.
Biraz ilerleyip Paristexas’a giriyoruz, resimlerde göründüğünden küçük, Stella McCartney’den Marc by Marc Jacobs’a kadar uzanan bir yelpazesi var, kendi markaları ayakkabıları dikkate değer ancak içeride 4 kişiden fazla olunca ortamda kalmak zorlaştığından, kendimizi vintage ve 2. el kıyafetler satan Second Chance’e atıyoruz.
Vitrinde vintage bir Burberry trençkot karşılıyor bizi, içerisi sıcak ve hoş, en çok gece elbisesi arayanlar için seçenek var. Bunların dışında, ceketler, kazaklar, çantalar, maskeler( 1-2 tane beğeniyoruz ama 90tllik fiyat biraz tuzlu geliyor), saç aksesuarları, kürkler .. gibi pek çok başlık altında ürün bulmak mümkün. Elbiseler benim tarzıma göre fazla dönemsel ancak gözlük koleksiyonu oldukça geniş, fiyatlar 180-200 tl civarında.
Hava bozmaya başlıyor, ben de şapka olduğu için çok etkilenmiyorum, iyi ki evden çıkarken suni kürkümü giymişim, üşümeye başlıyoruz , Bahar Korçan’ın mağazasına uzaktan merhaba diyoruz ve Tabe Kıyamet adlı vintage mağazasına yöneliyoruz ancak kapalı, üzülerek oradan ayrılıp, Cuppa’da bir mola verip kendimize geliyoruz.
Ne demişler, bir fotoğraf çok şey anlatır, gerisini çektiğimiz fotoğraflardan dinleyin, Tabe Kıyamet, Lastik Papuç, Laundromat ve es geçtiğimiz diğerleri, sizlere de bir daha ki sefere uğrayacağız, söz
As I twitterred on sunday we paid a visit to Galata area of Istanbul which really reminds me El Born in Barcelona. We visited some vintage shops, little boutiquies but because of the bad weather we couldn’t see more so we took some photos, hope you can complete the story from them.

Dün ilk olarak 18:00′deki Elaidi defilesine katılmayı planlarken, önemli bir ayrıntı olan fotoğraf makinesinin pilini şarjda unutunca, bir u dönüşü ile eve gidip defileyi kaçırdık. Tamirane’de pancar cipsi ve kişle geçiştirilen mide kazıntısı sonrası ilk defilemiz ilhamını kara kargalardan alan Hatice Gökçe oldu. Koreografisi diğer şovlara göre farklıydı, modellerin ani kafa çevirişlerle , izleyicilere haşin bakışlar fırlatmaları önce şaşkınlıkla karşılansa da, alışıldı, şapkalar oluşturulmaya çalışılan karga imajını iyi tamamladı.Koleksiyon kargaların parlak tüylerine gönderme yapan parlak siyah kumaşlardan takımlar, ayrı parçaları içerirken transparan detaylar, kalın örgüden uzun elbiseler ve yine örgü pantolonlar dikkat çekse de giyilebilirliği ve modellerin üzerinde bile kötü duruşlarıyla akıllarda soru işaretlerine sebep oldu. İlk kez bayan koleksiyonunun da sergilendiği, uniseks tasarımları da içeren defilenin en kayda değer parçaları bana göre deri olanlardı, farklı kesimleri ve datayları hoşumuza gitti.
For us the first show of the closing day was Hatice Gökçe, she was inspired by the black crows.It was like a unisex collection and also the debut for the women’s collection.
Günün en ilgi gören defilesi kuşkusuz Hakan Yıldırım for Koton defilesi idi, erken saatte doldu, sıralarda otobus misali biraz ilerleyelim beyler muamelesi yapıldı. Defile konukları için hazırlanan torbaların içinden Maybelline’den ruj, üzerinde koleksiyonu simgeleyen kelimeler bulunan bir küp ve Koton katalogu çıktı, rujun kırmızısının da olduğu söylense de bizim sansımıza çıkan sedefli pembe rengin pek sansı yoktu
. Zamanında başlayan defilede ilk sunulan triko hırka, kazak ve taytlar beni biraz korkutsa da, bir süre sonra olay daha ümit verici hale geldi. Gri pelerin, safran ve mavi renkli mini ipek görünümlü elbiseler, üzerleri baskılı triko elbiseler, Sherlock Holmes’a gönderme yapan paltolar bunları ben giyerim dedirtirken yüksek bel, ekose, renkli çoraplarla seneye ne giyileceğinin sinyalleri verilmiş oldu.
The second show was belong to Hakan Yıldırım for Koton collection, there were nicely done casual pieces I’d like to wear like gray cape, bright colour dresses and Sherlock Holmes inspired coats.
Defile sonrası kapanış partisi için enerji santraline yöneldik,. İlk kez geldiğim bu güzel müze ah burada fotoğraf çekimi yapmalıyız dedirtirken , kalabalık bir parti için bana pek uygun bir seçim gibi gelmedi. Yaklaşık 1,5 saat kadar kaldığımız partiden ayrılıp geceyi Den Cafe ve Corridor’da noktaladık.
İki gününe katılabildiğim 4 günlük moda haftasıyla ilgili diğer notlarıma gelince:
* İlkine katılmış biri olarak herkes gibi Santral Istanbul’un bu olay için daha uygun bir yer olduğunu düşünüyorum.
* İlkine göre fazlalaşan oturma düzeni defileleri daha rahat izleme olanağı yarattı.
* Fashionable Istanbul’dan sonra blog yazarlarının resmi olarak davet edilmesi ile biraz daha ilerleme kaydedildi, farklı bakış açılarıyla anında bilgi aktarımına olanak sağlandı.
*Çadır biraz özensizdi, bekleme alanı biraz azdı, özellikle son gün fuar alanının kapanması ile bu hissedildi ancak daha iyisini yapmanın daha fazla para demek olduğunu hepimiz biliyoruz.
*Meg Ryan olayına şimdiye kadar değinmemiştim ancak artık z listesinde olan, tarzıyla hiç bir zaman gündeme gelmemiş, kırmızı halıda esamesi okunmayan birinin açılış için o kadar para verilip buraya getirilmesi anlamsızdı. Meg Ryan’ın gelişinin sponsor desteğini arttırdığı söylense de Istanbul’un moda merkezi olma yolunda ilerlemesine bir katkısı olmadığı gerçektir. Moda etkinliğine film yıldızı getirmek daha önceden yapılmış bir şeydir, böyle bir şey yapılmasaydı bence daha karakterli ve tutarlı bir seçim olurdu.
* Bu Meg Ryan konusundan çıkışla biraz beyin jimnastiği yaptığımızda illa biri getirilecekse mesela bu en iyi giyinen listelerinde ilk sıralarda yer alan, kendine ait moda markası olan Sienna Miller olabilirdi. Çok gerekli olmasa da belki ablası ile kurdukları Twenty8twelve markasının bir defilesi yapılabilirdi. Bunun dısında yine aynı durumda olan Mary Kate & Ashley Olsen, Keira Knightley, yine ünlü modellerden bazı isimler olaya renk katabilirdi. Moda alanında sözü geçen Suzy Menkes, Hilary Alexander gibi isimlerin IFW’yi izlemesi sağlanabilirdi veya sitesi binlerce kişi tarafından izlenen Style.com’la güzel ortak çalışmalara imza atan Scott Schuman diğer adıyla The Sartorialist getirilip, buradan karelerle ülkemizde de moda adına bir şeyler olduğu dünyaya gösterilebilir, belki gelecek kitabında Ece Sükan dışında buradanbaşka birilerinin de olmasına imkan verilirdi.
*Yemek imkanları çok kısıtlı ve sunulanlar lezzetsizdi.
*Bir öncekinde IFD’de defileler dışardaki ekranlara verilip izlenme imkanı sağlanıyordu ancak yetişemediğimiz Elaidi defilesini bu şekilde izlemek mümkün olmadı.
* Türkiye’nin diğer önde gelen markaları da olaya dahil edilerek çeşitlilik sağlanabilirdi.
*Fuar alanındaki markalar daha özenli seçilebilirdi.
Moda dünyasında ilerleme yolunda önemli adımlardan biri olan bu organizasyonun ilerde aksaklıklardan ders alıp daha iyi bir duruma geleceğine inancım tam, her şeye rağmen parçası olmak benim için güzeldi.
Bugün istediğimi yapabildiğim bir gün olsa Marka Konferansı’nda konuşmacı olan Christian Louboutin’i dinlemeye gitmek isterdim. Neyse ki twitter var, konferansta yer alan diğer bir konuşmacı JWT’nin global stratejik pazarlama direktörü Guy Murphy’nin sayesinde işte Louboutin’den inciler:
If this day was one of days that I could do whatever I want, I’d love to go to the Marka Conference where Christian Louboutin was one of the speakers. Thanks to twitter and another speaker of the conference Mr. Guy Murphy who is the worldwide planning director of JWT, here are the quotes of Louboutin from today’s speech:
“Shoes can be used to undress. You be naked and wear shoes and it doesn’t look strange”.
“Ayakkabılar sizi soymak için kullanılabilir. Çıplak olabilir ve sadece ayakkabı giyebilirsiniz ama bu garip görünmez”.
“When I was a teenager I only wanted to design shoes for showgirls, not for fashion”.
“Gençken sadece şov kızları için ayakkabı tasarlamak isterdim, moda için değil.”
“Design must not be led by business, business must be led by design”.
Tasarım ticaret tarafından yönlendirilmemeli, ticaret tasarım tarafından yönlendirilmelidir.
“The essentials in design are creativity and quality”.
Tasarımda temel olanlar yaratıcılık ve kalitedir.
Louboutin explains that the red soles was a happy accident.
Louboutin kırmızı tabanların mutlu bir kaza olduğunuz açıkladı.
Twitter, theluxechronicles