Arzu Kaprol, hafta sonu ve daha fazlası

Merhaba, merhaba :) Bu yazı her telden çalacak, ortaya karışık olacak. Öncelikle dünden başlayalım, twitter’dan beni izleyenler dün Arzu Kaprol‘un mağazasında bir şeyler çevirdiğimi tahmin etmişlerdir. 26-30 Mayıs’ta gerçekleşecek Galata Moda öncesi orada sunulacak koleksiyondan parçaları deneme şansını buldum, detaylar önümüzdeki günlerde burada olcak. Mağaza içinde, görüntü kaliesi tartışmalı olsa da bir kaç tane kıyafet fotoğrafı çekmeyi de ihmal etmedim:

Hello, hello :) This post will talk about many things, will be a mixed one. Starting from yesterday, I’ve been to Arzu Kaprol’s store as I twittered yesterday, I  had a chance to look at the collection before Galata Moda, details will be here soon. I took some shots of my outfit which is not very clear:

Çiçek baskılı tişört, Trençkot ve ayakkabı / Flower print tee, trench and shoes : Zara
Jean gömlek / Jean shirt: New Look
Etek/Skirt: H&M
Çorap/Tights: Penti

Bitirmeden önce, Pazar günü iki ayrı yakada yapılacak, iki güzel etkinlikten de sizleri haberdar etmek isterim.  Bu yıl ikincisi düzenlenen Red Bull Flugtag ” Uçmak için Güzel bir Gün” sloganıyla sizi Caddebostan sahiline çağırıyor. Ücretsiz olan etkinliklerde, 42 takım kahraman pilot olma hayallerini kovalarken, size de eğlence, müzik ve sürprizlerle dolu bir güzel bir gün vaad ediyorlar.

Before I go, I’d like to talk about 2 different events that will be held on both sides of Istanbul. Second of Red Bull Flugtag will be at Caddebostan shore, including 42 teams pursuing their dreams of “flying” with music, fun and surprises.

Daha ayrıntılı bilgi için /For more information: http://www.redbullflugtag.com.tr/

Pazar günü müzik isteyenlere, o da var. Chill Out Festival’i bu sene 5. yaşında, yine Kemer Golf Kulübü’nde olacak, hem de Bonobo Orchestra, Alex Cuba  Band, Tunng ve fazlasıyla.

For the ones who ask for more music, Chill Out Festival Istanbul, will be at Kemer Golf & Country Club featuring Bonobo Orchestra, Alex Cuba Band, Tunng and more.

Bu etkinliklere katılacak, giyinmeyi seven, festival modası benden sorulur diyenler de Stylish You! yarışmasına katılabilir ve Beymen Blender’dan hediye çeki kazanabilirler.

Bu yoğun hafta sonundan önce herkese güzel bir cuma ve muhteşem bir hafta sonu dilerim !

I wish you a great Friday and spectacular weekend!

Iphone günlüğü 2

İlk posttan sonra geçen günler biraz kuraktı ama bunları paylaşmaya değer buldum:
It was a little bit dry since my first post but I’d like to share this photos with you anyway:

1. Lokal’de bir cadı , bu kıyafeti çekme fırsatımız olmamıştı :( / Me at Lokal, we couldn’t take a photo of this outfit :(

2. Evet, bir de onun diğer çantalarını görmelisiniz :) / Yes, you have to see her other bags :)

3. Adidas street party’den Ceylan Zigoşlu’ya ait bir omuz detayı / This is a shoulder detail from a designer, Ceylan Zigoşlu which I saw at Adidas Street Party.

4. Ve sahnede New Young Pony Club / and New Young Pony Club on stage

5-6 . Den Cafe’de aperitivo tabağımız ( Her perşembe 18:00-21:00 arası), erik turşusu seviyor musunuz? Ben bayılıyorum :)   Sonra da, çilekli mojito hmmmm…/ Our plate from Aperitivo nights at Den Cafe ( Every thursday from 18:00 to 21:00 ) followed by a strawberry mojito hmmm…

7. Arzu Kaprol’un mağazasına bir bakış / A sneak peek to Arzu Kaprol’s store

All Adidas Party

Merhaba :) . Bugün bloguma girebildiğimi farkettim ve geçen hafta Markiz Pasajı’nda yapılan All Adidas Party’i paylaşmaya değer olduğu için, geç de olsa yazmalıyım diye düşündüm. Farklı dans ve performans gösterileriyle renklenen podyum, Adidas’a yakışır dinamiklikteydi.Ben biraz arkada kaldığım için hepsine şahit olamasam da sevgili Offnegiysem oldukça güzel videolar çekmeyi başarmış. Podyumdaki hareketi, merakla beklenen Roisin Murhpy devraldı. Ben kendisini Amsterdam’da canlı izlediğim için buradaki performansından aynı tadı alamasam da, sonlara doğru kendi şarkılarından bölümler söylediğinde ortam daha bir güzelleşti. Bee Gee’nin seti geceye güzel bir nokta koyarak hepimize ” we are all in” dedirtmeyi başardı.

Hi :) . I’m able to reach my blog today and wanted to share All Adidas Party which was last Wednesday at Markiz Pasajı. The fashion show was very colorful with all the dance and performances and very Adidas ofcourse. I wasn’t able to shoot nice pics or videos but my fellow blogger offnegiysem did a great job. The expected star of the night was Roisin Murphy but since I’ve seen her live in Amsterdam, her performance here didn’t give me much but it was fun at the end. Bee Gee’s dj set was the last performance of the night and at the end of the night , we are sure that “we are all in”.

Chill baby

Pazar günü yapılan Chill -out festivali’nden ne burada bahsedebildim, telefonlarda problem olduğu için, ne de oradan başarılı bir tweet operasyonu yapabildim, postu bu açıkları kapatmak ümidiyle yazıyorum. O gün, yağmur beklentisi, nazlı arkadaşlar, Kemer Country’nin uzun ve çetrefilli yollarını yalnız katetme.. gibi bir kaç küçük ama önemli detay yüzünden evden çıkışım saat 17:30′u buldu. Sonunda 18:30 gibi alana giriş yaptığımda, gördüğüm kalabalık, bu düşüncelerimin sadece bana özel kuruntular olduğunun bir göstergesiydi. Arkadaşlarımı buldum, bol bol muhabbet ettim,yedim, içtim, hoplayıp, zıpladım, bildiğiniz festival aktivitelerinin hepsini gerçekleştirdim. Müzik mi? Bu sefer zayıf olan programdan, en çok Caravan Palace’ı beğendim. (Eğienceli, dinleyin tıktık )
Amerikalı tasarımcı Bill Blass, “süphede olduğunuzda kırmızı giyin” ( When in doubt, wear red) demiş, benim kırmızı pantolon tercihimin bununla bir alakası var mı tam bilmiyorum ama güneş gidince çöken orman serinliğinden beni pantolon ve parkamın koruduğunu çok iyi biliyorum.
On Sunday, I’ve been to Chill – out festival ıstanbul in Kemer Golf & Country Club I went there a little bit late than usual because I had some doubts about weather, long way..etc, when I arrived I saw I was the only one who have thoughts like that. I found my friends,chat a lot, eat, drank, danced in short I did whatever you do in a festival. The music?  The line up was poor this year but I liked Caravan Palace a lot. ( Listen )
American designer Bill Blass said ” When in doubt, wear red so I don’t know if I wore my red skinnies because of doubt but one thing I know them and my parka protected me from the chilly forest weather after dark.
TrendtasticNY‘ta oradaydı, ikimizin de çizgilileri tercih etmemiz komikti.
TrendtasticNY was also there, it was funny that we both wore stripes.
Pantalon / Pants: Kate Moss for Topshop
Breton üst /Breton top: Zara
Parka ve fular / Parka &scarf: H&M
Çanta/Bag: Marc Jacobs
Ayakkabılar / Shoes: Converse
Şapka / Hat: Benetton

Freshtival


İyi haftalar!  Festival sever bir insan ve hayallerinde en az 1 yaz boyunca festival gezmek isteyen biri olarak ben ( Coachella, Glastonbury, Rock am ring, Roskilde,Sonar, Sziget..vs vs), burnumun dibinde Freshtival’i bulunca kaçır mıyım?  Trafiğin de etkisiyle 18:30 gibi Küçükçiftlik Parkı’na giriş yaptık, sahnede The Phenomenal Handclap band, ortam güzel, Tabe Kıyamet’inden, vintage gözlüklere, Dj Hero’dan dönmedolaba kadar bir sürü aktivite var. Geçen sene oldukça az olan çim alan fazlalaştırılmış ancak yine de yetmemiş, bana göre mekan seçimi daha isabetli, dolayısı ile samimi olmuş. Biraz takılıp, fotoğraf çekip, festival yemeklerinden haz etmeyerek Num Num’da soğan halkalarını, nachoları mideye indirip, ikinci atağı gerçekleştirdik. Katılımcı sayısının artması ve içilen biraların etkisini göstermesi ile merhaba uzun tuvalet kuyrukları güle güle festivalin tadına varılacak zamanlar dedik. Müzik çok tat vermiyor, heyecanla Mika’yı bekliyoruz, benim tek isteğim “Relax”‘i söylemesi. Zaman geliyor, ilk şarkı relax, twitter’a yazıp, başka bir şey isteseymişim diyorum :))  Big Girl, Blame it on the girls, love today, Grace Kelly.. şarkıları birer birer gelirken, Mika aralarda basbayağı Türkçe konusuyor. Hayır öyle bildiğiniz kırık dökük teşekkürler, merhaba falan demiyor, uzun cümleler kuruyor, parıldayan ayakkabıları ve parmakları üstünde durması bize minik MJ doneleri veriyor. Mika’nın eğlenceli performansının bitmesine az kala oradan ayrılıyoruz ve diyoruz ki:

Hello ! Freshtival on Saturday was nice for me beceause I’m such a festival lover, if I’d had a chance I’ll travel to all music festivals like Coachella, Glastonbury, Rock am ring, Roskilde,Sonar, Sziget.. etc.  Music wasn’t that good but Mika was great so we were out saying these from love today:

Doom, da da-di da-di, doom, da da-di da-di
Everybody’s gonna love today
Gonna love today, gonna love today
Everybody’s gonna love today, gonna love today
Anyway you want to, anyway you’ve got to
Love love me, love love me, love love
Desenlere ve kullanış şekline bayıldım/ I love the prints and how she used the scarf.
İlginç aksesuarlar tam festival ruhuna uygun / Fun accessories are always welcome at the festivals.
Kemerinde MJ olayım :)  / MJ on the belt.
Sabolar İstanbul sokaklarına giriş yapmış / Clogs were introduced to the streets of Istanbul..

In a state

Bazen bir tişört ve pantolonla hayatınızın sonuna kadar mutlu olurmuşsunuz gibi gelir, bazen dolaplar dolusu kıyafetle huzur bulamazsınız. Ben böyle günler geçiriyorum, kafam karışık. Bunu dinliyorum, iyi geliyor, Sasha mixi tarafımdan daha çok tercih ediliyor. Bu arada küçük bir not, kıyafet postları sık ve her zamanki tadında olmayabilir, bulduklarınız sizi memnun etmeyebilir ancak benim tadım olmayınca yapabileceğim fazla bir şey yok.
Sometimes you think you’ll be happy with a tee and a pair of jeans for the rest of your life but sometimes closets full of clothes can’t deliver you inner piece. I’m living through the days like this, I’m out of my mind. I listen to this lately but Sasha mix pleases me more.By the way, I have a little note to you, I won’t be able to post my outfits regularly and most probably you are not going to like what you’ll see, however there’s nothing much I can do since this blog is a reflection of  me.
My mind is in a state

‘Cuz everything I’m missing comes too late

So I try and disappear

But there is only one way out of here

This time…

This time…

Reality struck me between the eyes
My mind is in a state

But all I need to do is change my pace

And I know there’s fear to face

But happiness is found in its embrace
Tişört /Tee: Aslı Filinta
Jean /Jeans: Topshop
Çanta / Bag: LV
Ayakkabılar /Shoes : Pierre Hardy for Gap.
Bileklik/ Bracelet: Marc by Marc Jacobs

Monday Bloody Monday

Şarkılarını bilsem de, kendimi U2 sever olarak tanımlayamayacağım  için, önceleri kayıtsız kaldığım dün akşam ki konsere, sabah saatlerinde aldığım bir haber ile dahil olup, “bir insan evladı hayatında kaç kere U2 konseri izleyebilir ki ?” düşüncesiyle akşamı ettim. Yoğun bir pazartesi sonrası 18:30 sularında, kendimizi Istanbul trafiğine attık.Verilen bilgilere baktığımızda  taksiyle Aksaray-Yenibosna hafif metro hattına varıp, oradan kalkan otobuslerle Ataturk Olimpiyat Stadı’na gitmek en makul olanı gibi geldi. Toplu tasıma sistemimizin zorlu katmanlarını aşıp, stada kalkan otobuslere vardığımızda metrelerce kuyruk bizi beklemekteydi. Ne menem bir yere gittiğimizden emin olmadığımız için taksiye binsek acaba yakınına kadar gidebilir miyiz, trafik varsa ha taksi ha otobüs ne farkeder düşünceleriyle beklemeye devam ettik. Yine yolun durumundan emin olamadığımız için, aç karınlarımızı sokakta satılan seyyar pilavla  doyurduk, fena değilmiş :) . Neyse efendim sıramız geldi, bindik bize denk gelen bir halk otobusune. Dakika bir, gol bir lafına yakışan bir şekilde şöför ” nasıl gidiliyor bu Olimpiyat Stadına?” dedi. Çoğu kişi önceleri bu cümleyi traji -komik bulurken trafikte geçen saatler, nereye gittiğinden bir haber şöför, yanlış sapılan dönüşler, 4-5 km kala  o uygunsuz yolda yürümeyi göze alan çaresiz insanlar  derken, saat 22:00 sularında, içerden U2′nun başladığı haberi ulaştı. Gerilen sinirler, bir üzüntü bulutu haline geldi, o çektiğimiz sıkıntı ve yol işkencesinden sonra bari bir şarkıya yetişelim ruh haline büründü herkes. Yaklaşık bir 5 şarkı sonra, stadın yarısını koşarak tavaf edip, biletimizin olduğu yeri buluyoruz, o ne stadın yarısı boş :( .( O zaman neden çektik bu kadar eziyeti, şehir merkezinde bir yerde yapılamaz mıydı bu???) Mysterious ways e yetişiyoruz, buna da şükür! Bundan sonrası karışık;  Bono ve U2′nun politik kimliklerinin konsere etkileri, mesajlar, tepkiler, sürprizler, biraz yarım yamalak eşlik edilen şarkılara şimdiye kadar görülmemiş bir sahne şovu eşlik ediyor, Bono’un harika sesi ve o ahtapot gibi  ( The claw) sahne sizi içine çekiyor ve olanları bir süreliğine unutuyorsunuz. One, with or without you çalarken D. ile birbirimize bakıyoruz, yine de iyi ki gelmişiz diyoruz. 24:00 ü biraz geçe bitiyor her şey, şimdi eve nasıl döneceğimiz derdinin gölgesi düşüyor gözlerimize. Çıkıyoruz, dolanıyoruz neredeyse stadın hepsini ama bir türlü rastlayamıyoruz geri dönebileceğimiz bir araca, sorabileceğimiz bir görevliye, kesin cevaplar verebilen insanlara, her şey bir keşmekeş.U2′nun yıllardır Türkiye’ye gelmeme sebeplerinin kısa bir özeti gibi bu gece diye düşünüyorum ben. O sırada, oraya minibus tutarak gelen arkadaşlarımızı görüp, yaşasın kurtulduk diyoruz, onları gördüğüme hiç bu kadar sevindiğimi hatırlamıyorum sanırım :) Eve vardığımızda, saat 02:00′yi buluyor, U2 iyiydi de, sahi ne olacak bizim bu halimiz?
Not: Bu yazı konu dışı oldu ancak sıkıntıların dile getirilmesi gerektiğini düşünerek, affınıza sığınarak bu yazıyı yazdım, anlayışınıza teşekkürler :) .
Flickr

Kokoon dress

Bizim oralarda arkadaşlarımın doğum günleri 3 gün, 3 gece! sürer, bu kıyafeti  D.’nin hafta içi kutlamasında giydim :) )  Elbise Kokoon marka, sanırım 2-3 kere, kendimi rahat ama şık hissetmek istediğimde rengi, detayları, kullanım kolaylığı ile hayatımı kurtarmıştır. Bu doğum gününün cuma akşamı ayağını burada daha sonra paylaşacağım. Biraz haftasonumdan bahsedelim, hareketli, eğlenceli ve biraz uykusuzdu diyebilirim. Cumartesi gündüz T-box ‘ın yeni yüzüyle tanışmak için Sapphire alışveriş merkezine gittik. T-box sıkıştırılmış tişörtlerini bildiğiniz zamandan artık daha farklı, geniş, canlı, genç bir koleksiyonla yaz mevsimine giriş yapmış, tasarım ekibinin başına da Aslı Filinta’yı getirmiş, iyi de olmuş.  Cumartesi akşamı uzun süredir yolunu gözlediğimiz dj Mark Knight‘ı Indigo’da dinledik.  Çok çok çok eğlendik, dansettik, ne iyi etmiş de gelmiş dedik, en kısa zamanda yine gelsin istedik. Pazar Bilkent Kültür Girişimi için Kız Kulesi’ndeydik, alanlar farklı olsa da özellikle İstanbul serisindeki bazı ürünlere bayıldık.
Lately all my fiends’ birtdays take 3 days and night to celebrate :) )  This dress is from Kokoon and I wore it to my lovely friend D.’s bday  dinner on wednesday . Dress saved my life in 2-3occasions before with is casual fit, colours and nicely done details. On my weekend, it was hectic, fun and sleepless. On saturday we paid a visit to new T-box store at Sapphire shopping mall which they intruduce us their new era with a new fun, colorful collection under the supervision of the designer Aslı Filinta. At night, we were at Indigo for dj Mark Knight, we danced, had a lot of fun and hoped to have him in Istanbul again soon. On sunday I’ve been to Maiden’s Tower for Bilkent Cultural Initiative, althought it’s not really related with fashion we loved some of the designs from Istanbul collection.

Elbise / Dress: Kokoon
Botlar /Boots: KG by Kurt Geiger
Çanta /  Bag: Marc Jacobs
Kolye / Necklace: Kenneth Jay Lane for Avon

Müziği Sevmek ve Yaşamak

Müziği Sevmek ve Yaşamak

Gürcan Banger

Kendi adıma müzik dinlemeyi, başlı başına yapılması gereken bir eylem olarak görürüm. Aynen sistematik düşünme konusunda olduğu gibi… Çalışırken mümkün olduğunca yoğunlaşmayı deniyorum. Yoğun bir çalışma içinde iken müzik dinlemeye çalışmanın, -doğrusu- müziğe haksızlık olduğu kanaatindeyim. Hele dinlenen müzik, bu sanatın zirve noktası sayılabilecek klasik müzik ise kesinlikle bu özel ve nitelikli emek karşısında saygılı ve özenli olmalı.

Müzik nedir?
19’uncu yüzyılda yaşamış ünlü Alman yazarı Heinrich Heine, müzik konusundaki görüşlerini şöyle şekillendiriyor: “Müzik ilginç bir şeydir. Neredeyse bir mucize olduğunu söyleyebilirim. Çünkü düşünce ile olgunun, ruh ile maddenin orta yerindedir. Bir arabulucu gibidir ve birbirleri ile zıt kavramları uzlaştırır.” Katılmamak mümkün değil.

Özel değer verdiğim müzik türlerinden bir diğeri ise tasavvuf müziğidir. Belki de; bu müziğin genelde o ağır havasına rağmen farklı bir ruhsal başkaldırı buluyorum sufi müziğinin tınıları arasında.

Müzikte insanî güzelliği yakalamak, kişinin zihinsel ve duygusal yapısı ile yakından ilgili olmalı. Örneğin yaşamının büyük bölümü askerlik mesleği ile geçmiş, siyaset alanında pek başarılı olduğunu söyleyemeyeceğimiz Amerikalı devlet adamı U. S. Grant müzik hakkında şöyle der: “Yalnızca iki melodi bilirim; bunlardan bir tanesi, ‘Yankee Doodle’dır, diğeri ise değildir.” Bilindiği gibi; Yankee Doodle olarak bilinen şarkı, ABD’de bir eyalette ulusal marş olarak da kabul edilen halk türküsü niteliğinde yaygın tanınan bir şarkıdır. Grant’ın müzikle ilgili yorumunu ise onun yaşamını merak edip okuyacak olanlara bırakıyorum.

Müziği sevmek
Sevdiğim müzik türlerinin başında halk türküleri gelir. Bir uzun havanın, bozlağın, mayanın, ağıtın verdiği lezzeti pek az müzik türünden alabiliyorum. Başka ülkelerin halk müziğini de dinlemeyi seviyorum. Sanırım, insan sesindeki o doğallığı duymak, o insani ses titreşimlerini en yalın biçimiyle hissetmekten hoşlanıyorum.

Klasik Türk müziği kapsamında düşünebileceğimiz Osmanlı-Türk musikisi ise ben de bir görkem ve soyluluk duygusu uyandırıyor. Bu müzik ile en sade insani duygular bile bir görkem zirvesine ulaşıyor bence. Bu soylu müzik türü, esas olarak Osmanlı-Türk kültürüne dayanıyor. Köklerini bu kültürde bulup orada yeşerip bir dev ağaç halini almış. Bu müziğin öğrenilmesi, icra edilmesi ve nesiller arasında aktarılması Batı müziğine göre önemli farklılıklara sahip.

Osmanlı-Türk musikisinin Batı müziğine göre bazı ciddi teknik farklılıkları olmakla birlikte ana ayırım noktası temel öğretim yöntemi olan meşk üzerine kurulmuştur. Meşk, bir usta-çırak ilişkisidir.

Meşk
20’nci yüzyılın ilk çeyreğine kadar klasik Türk musikisi öğretimi ve aktarımı meşk adı verilen yaklaşıma uygun olarak yapılırdı. Meşk, eski kullanım biçimiyle bir öğretmenin aynını yapmaları için öğrencilerine verdiği yazı, resim veya benzeri örnek anlamına gelir. Müzik olarak düşündüğümüzde ise meşk, müzik parçasının ses ve saz olarak öğretmen ile birlikte söylenip çalınması demektir. Müzik öğrenci ve meraklılarının zamanın ustalarından ders aldıkları mekânlara da meşkhane adı verilirdi.

Meşk, müzik öğretimi açısından oldukça basit bir yöntemdir. Önce müzik parçasının sözleri öğrenciye yazdırılır, ardından öğrenci, ustanın (hocanın) çalıştırdığı örneği, doğru biçimde icra edinceye kadar tekrar ederdi. Burada doğruluk ölçüsü, hocanın icrasına benzetebilmekti.

Bir icracının başarısı, bir eseri doğru okuması kadar çok sayıda eseri hıfz etmiş (yani ezberlemiş) olması ile ölçülürdü. Osmanlı-Türk musikisi eserlerinin doğru biçimde ezberlenmesi aynı zamanda bunların kuşaklar arasında aktarılabilmesini de sağlıyordu. Bu öğretim modeline destek veren, özellikle 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında basılmış ünlü güfte ve usul dergileri vardı. Klasik Türk Müziğine meşke alternatif olarak Batı tarzı nota yaklaşımlarının girmesi, ancak 20’nci yüzyılın ilk çeyreği sonrasında gerçekleşmiştir.

Tabii ki, meşk yönteminin bazı sakıncaları da görülmüştür. Bu yöntemde güfte ve usul işaretleri dışında yazı ve nota kullanılmadığı için bazı eserlerin kaybolup gitmiş olması şiddetle muhtemeldir. Kaybolmanın ana nedeni, meşkin dayanak noktasını oluşturan ezberleme yaklaşımıdır. Örneğin o dönemde pek ilgi görmeyen eserlerin ezberlenmemiş ve aktarılmamış olması bir olasılıktır. Yine icrası çok zor olan eserlerin aktarılamamış olması ihtimali de yüksektir.

Meşk geleneği yaşayabilir mi?
Meşk, geleneksel sanatın bize bıraktığı özgün bir mirastır. Bu geleneksel kültür unsurunun hatırlanıp bilinmesinde yarar umarım. Bu arada; ister klasik, ister çağdaş bir müzik aletini çalmayı, bir müzik türünü icra etmeyi deneyin, müziği dinlemenin ötesinde icra etmenin keyfine varın, derim. Belki birer usta olamayız ama amatör icracılar olarak tat alabileceğimiz bir keyif noktası olsa gerek.

Aşk ile meşk olduğunda keyfe sınır olmaz.

Adios!

 ”Barcelona is not about weird old buildings or people standing still, painted blue. Neither is it sangria and naff discos filled with tourists, although thousands of of people leave each year thinking it is. Barcelona is about being in the right place at the right time. It’s about knowing the right bell to ring,the right drink to order, the right person to talk to. It’s about being here right now.”

said in an extra ordinary guide written by  Sara Elena Schwerzmann so I’m gonna go ( It’s my  second trip)and be there right now. My trip will start tomorrow ’till 21st of June and if you’ll miss me while I’ll be enjoying great tunes from The Chemical Brothers, LCD Soundsystem, Air, Hot Chip..and more at Sonar Music Festival, don’t be shy and say hi to me at twitter :)

Take care!

” Barselona ne acaip eski binalarla, ne de maviye boyanmış, ayakta duran insanlarla ilgilidir. Her yıl binlerce insanın düşündüğü gibi sangria veya insanlarla dolu çok sayıda disko değildir. Barselona doğru yerde, doğru zamanda olmakla ilgilidir. Doğru zili çalmayı bilmek, doğru içkiyi sipariş etmek, doğru insanla konuşmayı bilmekle ilgilidir. Barselona şu anda burada olmakla ilgilidir”

diyor Sara Elena Schwerzmann tarafından kaleme alınan farklı bir Barselona rehberinde, ben de bu sebeple yine oraya gidiyorum, doğru zamanda doğru yerde olmak ümidiyle. Yarından itibaren 21 Haziran’a kadar orada olacağım, dolayısı ile Sonar Müzik Festival’inde Chemical Brothers, LCD Soundsystem, Air, Hot Chip.. ve çok daha fazlasının müziğinin tadına varırken, beni özlerseniz eğer, çekinmeyin ve twitter’dan bir merhaba deyin :)

Görüşmek üzere!

Bir şarkıdır Barcelona, bölüm II

Star Wars temalı SonarPro loungeuna bayıldık / We really like Star Wars themed Sonar Pro Lounge .
Etek, tişört ve ayakkabılar  / Skirt, tee and flats: Topshop
Rebranding: simply add a new verb to the language  (which is Ravalejar :) )

The Barcelona City Council wants to improve the perception of one of its most marginal and insecure inner city districts: the Raval. The campaign seeks to project a more cohesive image of the neighbourhood but without losing its characteristic identity and personality.

Yeniden markalandırma:  Basitçe dile yeni bir fiil eklemek :  Barcelona şehir meclisi , marjinal ve güvensiz olarak bilinen Raval bölgesinin imajını geliştirmek istiyor ve bölgenin karakteristiğini  ve kişiliği kaybetmeden, bölgenin özellikleri ile doğru orantılı bir kampanya yürütüyor, işte tüm bu kampanya ve çabalarının karşılığı bu fiil yani ravalejar :)

Şehre tepeden bakan bir yerde yapılan Beatport‘un partisi, en iyilerden biriydi. / Beatport‘s party was one of the best which was held in a secret location,  great to see all  Barcelona city.
Ali aka Dubfire of Deep Dish duo was behind the decks. / Dubfire adıyla da bilinen Deep Dish ikilisinin Ali’si konuk djlerden biriydi.
Harley Davidson Barcelona günleri otelimizin tam karşısındaki fuar alanında yapılıyordu, Venedik kulelerinin arkasındaki manzara benim için olmasa da, bir motorsiklet tutkunu için unutulmayacaklar arasına girerdi :)
Harley Davidson Barcelona days was on the fair center, accross of our hotel. It wasn’t for me but a bike lover would enjoy the view behind the Venice Towers. :)
Tabi ki biraz vintage alışverişi de yaptım, eğer seviyorsanız cumartesileri mutlaka Riera Baixa’daki dükkanları ziyaret etmelisiniz. / Ofcourse I did some vintage shopping, if you’re a fan, too , you must visit Riera Baixa on Saturdays.
Bunlar  70′lerin sonlarına ait bulduğum cantalar, biri bana, biri D.’ye :)
These are the vintage clutches that I found from late 70′s, one for me, one for my friend D. :)

geographyfieldwork

Red kiss on my lips

Merhabalar! Haftasonu maratonumuz cuma akşamı Den Cafe’de yenilen akşam yemeğiyle başladı, yemekten sonra durağımız Modazon’un Funshion partisi idi. 23:00′de başlayacak parti için oraya biraz erken gitmiştik ki,   ortama hala yemek atmosferinin hakim olduğunu görüp, Roxy’de son günlerde sıkça ismini duyduğum Can Bonomo’yu dinlemeye gittik. Benim genel müzik zevkimden farklı bir portresi olan Can Bonomo’yu eğlenceli buldum, belli ki kalabalıkta öyle buluyordu.Orijinal planımız konserden sonra bahsettiğim Leb-i derya Richmond’daki partiye gitmek idi ancak planımız İstanbul trafiği ve yüksek topuklarımızın gazabına uğradı. Cumartesiyi gündüz aile saadeti yaşadık, erken anneler günü kutlaması yaptık. Akşam Lounge FM organizasyonu olan Stars of the Nu funk için İndigo’daydık, Ed Royal ve Basement Freaks’in müziğiyle düşündüğümüzden daha fazla eğlenince başka bir yere gitme ihtiyacı hissetmedik. Pazar günü evden hiç çıkmayarak, tek kayda değer aktivite olarak Harry Sally ile tanışınca filmini izledim. İşte benim haftasonum böyle geçti, sizleri duyalım?
Kıyafetimden de biraz bahsedip bu yazıyı toparlayalım derim. Mayıs ayına gelmemize rağmen hala  kış şartlarının hüküm sürdüğü şehrimizde, siyah çoraplardan kurtulmak henüz mümkün değil. Renklerden hayır olmayınca, desen karıştırmaya yöneldim, dudaklarım da her zamankinden renkli; son günlerdeki tercihim Avon moisture seduction- Red Kiss.

Hello everyone!  My weekend marathone started  friday evening dinner with my friends at Den Cafe. We hit the Modazon’s Funshion party but it was so quiet because we were a little bit early so been to Roxy for Can Bonomo concert. It was a different experience for my music point of view but it was fun and the crowd was also in that mood. Unfortunately we couldn’t go back to Funshion part as we planned because of the heavy traffic and high heels. On saturday had an early celebration for mothers’ day with the family and in the evening we had one stop; Indigo for Lounge FM’s event called “Stars for the Nu Funk ft. Ed Royal and Basement Freaks”. The music was good so stayed there nearly till the end.It was a lazy sunday for me, watching when Harry met Sally could be considered as my only noteworthy activity.

That was how I spent my weekend, let’s hear about yours?

Let’s not finish this post without saying nothing  about my outfit. It’s still like winter here in Istanbul so black tights are still in. I didn’t pick colours for the outfit so went for mixing prints and put a vivid colour on my lips which was different choice from my regular routine.The colour was Red Kiss from Avoun Moisture seduction.
Gömlek /Shirt: Athmosphere
Ceket/ Jacket: Zara
Etek/Skirt: Topshop
Çanta / Bag: Vintage
Ayakkabı /Shoes: Mango
Yüzükler /Rings: H&M

Meşk ve Ney

Meşk ve Ney

Gürcan Banger

Doğu kültüründe müziğin yeri Batıdakinden biraz farklı… Felsefe, din ve müzik Doğuda fazlasıyla iç içe geçmiş bir görünüm veriyor. Bu bağlamda Doğu müziğinin en önemli enstrümanı olan neyin de özel bir yeri var. Bir bakıma ney, bendir ile birlikte Doğu felsefesinin, dolayısıyla Doğu müziğinin temel enstrümanlarından biri olarak duruyor.

Görünüm ve yapım açısından en basit yapılı saz olan ney, muhtemelen felsefe ve insanla iç içe geçmiş yapısını bu özelliğinden alıyor. Genelde saz bitkisinden (kargı kamışından) bir boruya delikler açarak yapılıyor. Bu delikler, diğer enstrümanlardaki perdeler anlamına geliyor. Bizim geleneğimizde örneğin bağlama çalmak dendiği halde; ney için üflemek sözcüğü kullanılır. Ney üfleme tabirinin kullanımı, bu saza verilen önem ve değerle ilgilidir. Üflemenin mecazi anlamı, yaratıcının (İslam dininde Allah’ın) insanı yaratışında ruhunu bedene üflemiş olması benzetmesinden kaynaklanır. Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lügat-it Türk’te ifade ettiğine göre ölüm törenlerinde acıyı anlatan sagu söylenirken ney üflenirmiş.

Ney, çalma (üfleme) tarzı açısından da pek çok nefesli Batı ve Doğu çalgısından ayrılır. Ney üfleme becerisi, emek ve zaman ister. Diğer nefesli sazlarda olduğu gibi ilk ele alışta (üzerine delikler delinmiş boş bir boru olan) neyden bir ses çıkarmak mümkün değildir. Bu nedenle ney üflemek, bir ustalık ve duyumsama yetkinliği ile eş tutulur.

Neye merak salana kadar müziği unutmuş gibiydim. Ney vesilesi ile sonunda müziğe haksızlık ettiğimin farkına varabildim. Gecenin bana ait olan geç saatlerinde odamda beynimin sınırlarında dolaşarak çalışırken, zaman zaman değişik türlerde müzik dinlediğim halde bu konuda yazmayı, nedense aklıma getirmemişim.

Sevdiğim müzik türlerinin başında halk türküleri gelir. Bir uzun havanın, bozlağın, mayanın, ağıtın (velhasıl bir yanık türkünün) verdiği lezzeti pek az müzik türünden alabiliyorum. Başka ülkelerin halk müziğini de dinlemeyi seviyorum. Sanırım, insan sesindeki o doğallığı duymak, o insani ses titreşimlerini en yalın biçimiyle hissetmekten hoşlanıyorum.

Klasik Türk müziği kapsamında düşünebileceğimiz Osmanlı-Türk musikisi ise ben de bir görkem ve soyluluk duygusu uyandırıyor. Bu müzik ile en sade insani duygular bile bir görkem zirvesine ulaşıyor bence.

Bu soylu müzik türü, esas olarak Osmanlı-Türk kültürüne dayanıyor. Köklerini bu kültürde bulup orada yeşerip bir dev ağaç halini almış. Bu müziğin öğrenilmesi, icra edilmesi ve nesiller arasında aktarılması Batı müziğine göre önemli farklılıklara sahip.

Osmanlı-Türk musikisinin Batı müziğine göre bazı ciddi teknik farklılıkları olmakla birlikte ana ayırım noktası temel öğretim yöntemi olan meşk üzerine kurulmuştur. Meşk, bir usta-çırak ilişkisidir.

20’nci yüzyılın ilk çeyreğine kadar klasik Türk musikisi öğretimi ve aktarımı meşk adı verilen yaklaşıma uygun olarak yapılırdı. Meşk, eski kullanım biçimiyle bir öğretmenin aynını yapmaları için öğrencilerine verdiği yazı, resim veya benzeri örnek anlamına gelir. Müzik olarak düşündüğümüzde ise meşk, müzik parçasının ses ve saz olarak öğretmen ile birlikte söylenip çalınması demektir. Müzik meraklılarının zamanın ustalarından ders aldıkları mekânlara da ‘meşkhane’ adı verilirdi.

Meşk, müzik öğretimi açısından oldukça basit bir yöntemdir. Önce müzik parçasının sözleri öğrenciye yazdırılır, ardından öğrenci, ustanın (hocanın) çalıştırdığı örneği, doğru biçimde icra edinceye kadar tekrar ederdi. Burada doğruluk ölçüsü, hocanın icrasına benzetebilmekti.

Bir icracının başarısı, bir eseri doğru okuması kadar çok sayıda eseri hıfz etmiş (ezberlemiş) olması ile ölçülürdü. Osmanlı-Türk musikisi eserlerinin doğru biçimde ezberlenmesi aynı zamanda bunların kuşaklar arasında aktarılabilmesini de sağlıyordu. Bu öğretim modeline destek veren, özellikle 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında basılmış ünlü güfte ve usul dergileri vardı. Klasik Türk musikisine meşke alternatif olarak Batı tarzı nota yaklaşımlarının girmesi, ancak 20’nci yüzyılın ilk çeyreği sonrasında gerçekleşmiştir.

Tabii ki, meşk yönteminin bazı sakıncaları da görülmüştür. Bu yöntemde güfte ve usul işaretleri dışında yazı ve nota kullanılmadığı için bazı eserlerin kaybolup gitmiş olması şiddetle muhtemeldir. Kaybolmanın ana nedeni, meşkin dayanak noktasını oluşturan ezberleme yaklaşımıdır. Örneğin o dönemde pek ilgi görmeyen eserlerin ezberlenmemiş ve aktarılmamış olması bir olasılıktır. Yine icrası çok zor olan eserlerin aktarılamamış olması ihtimali de yüksektir.

Meşk (hele ki, aşk ile meşk), geleneksel sanatın bize bıraktığı özgün bir mirastır. Bu geleneksel kültür unsurunun hatırlanıp bilinmesinde yarar umarım. Bu arada; ister klasik, ister çağdaş bir müzik aletini çalmayı, bir müzik türünü icra etmeyi deneyin, müziği dinlemenin ötesinde icra etmenin keyfine varın, derim. Belki birer usta olamayız ama amatör icracılar olarak tat alabileceğimiz bir keyif noktası olsa gerek.

İnsanın olağan yaşamı dışında ilgileri, merakları ve hevesleri olmalı. Bir enstrüman çalmaya çalışmak insanı ruhen dinlendiren uğraşılardan birisi… Aynı zamanda ruh tatmini açısından besleyici özelliği de var. Örneğin ney konusunda yapacağınız bir okuma, ruh ve müzik arasındaki bu bağlantıyı açıkça ortaya koyacaktır. Müziğiniz eksik olmasın…

To sleep or to party?

Bu saatlerde genellikle neşeli ve hafif bir cuma yazısı yazmak isterim ama şu an ruh halim aynı bu resimdeki gibi. Yorucu bir hafta, yoğun bir şekilde devam ederken, ben bu akşam dışarı çıkmak ve çok sevdiğim Carl Craig’i dinlemek ama bir yandan da erken yatıp uzun uzun uyumak istiyorum.Bakalım hangi tarafım galip gelecek? Sizce?? :)

Nasıl geçirecek olursanız olun, sizlere de iyi hafta sonları!

Foto: Dorothea Bart Jorgensen’le Vogue İngiltere Nisan 2010 sayısından.

Normally , at these hours, I’d go for a light and cheerful weekend post, however right now this picture tells all about my mood. I’m still strugling with heavy work duities which has gone crazy since Monday but I still want to go clubbing tonight and see one of favorite djs “Carl Craig” .  I also really like to go to bed early and sleep for hours. The question  is  which side of me will win ? What do you think? :)

No matter how you’re gonna spend it I wish you a great weekend!

Photo: Dorothea Bart Jorgensen from Vogue UK April 2010 issue

Fashiongonerouge

Coachella 2010 All Stars

Pazartesiye hafif bir başlangıç Coachella 2010 festivaliyle olsun, iyi haftalar!
Coachella Festival 2010 style photos are good way kicking Monday, have a great week!
  Rachel Bilson                                                  Rosie-Hungtington Whiteley
Anne Hathaway                                 Mischa Barton
Kate Boshworth                              Whitney Port
Whitney Port                                            Katy Perry
Kate Hudson                                                           Daisy Lowe

Hanneli Mustaparta
Ve Alexa Chung
Bu durumda hafta sonunun açık ara birincileri Kate B., Kate H ve Alexa Chung’tır bence :)
In my opinion Kate B. Kate H. and Alexa Chung were the style queens of this weekend.
p.s: Bu arada şimdi gördüm sevgili TrendtasticNY’ da benzer bir post yapmış, sizler için sıkıcı olabilir ama harcadığım zamana kıyamadım :)

TFS,justjared,hanneli

Chill-Out Festival 2011



Merhaba! İş yoğunluğundan yapamadığım Chill-out festivali postu vakti!. Pazar günü uzun süredir heyecanla beklediğim şehrin en havalı festivaline “bana göre” erken sayılabilecek bir saatte 14:30 sularında giriş yaptık ancak çimenlikteki son alanlardan birini kapmaya zar zor yetiştik diyebilirim. Bu sene her zamankinden daha mı kalabalıktı emin değilim ama yine çok eğlendiğimden fazlasıyla eminim. Performanslardan Waldeck ft. Zeebee, Kraak&Smaak ( Yine çok eğlenceliydiler) ve tabiki Kruder & Dorfmeister benim için en iyilerdi. Kraak&Smaak’ın bugün bana twitterdan biz çok eğlendik siz de mi demesi  festivalle ilgili diğer bir güzellik olurken, sizi festivalin iki güzel anı ile başbaşa bırakıyorum.

Güzel an 1
Güzel an 2


Festival yan gelip yatma yeri midir? Ee, evet :)

Kıyafet konusuna gelirsek, hava oldukça sıcak ve güneş yüzü görmemiş beyaz bacaklarımı,güneş ile buluşturmak için harika bir fırsattı bu yüzden tercihimi şorttan yana kullanıp fazlasıyla konforlu bir festival geçirdim.

Artistik fotolar için teşekkürler Iconjane / For the arty photos thanks to Iconjane





Hi guys! On sunday it was a favorite time of the year for me because Chill-out Festival 2011 was held  and I had  total blast again with the performances of Waldeck ft. Zeebee, Kraak&Smaak  and ofcourse Kruder & Dorfmeister . The weather was very hot so I didn’t miss a chance to wear  my shorts.

Bu festivalde beyleri daha çok beğendim. / I like guys’ outfits more than ladies.

Şort ve çanta / Shorts and bag: H&M Divided
Tişört/Tee: Comptoir Des Cotonniers ( Diğer bir harika  Terkos ürünü)
Ayakkabılar /Shoes: Superga
Kemer /Belt: Zara
Gözlük/Sunnies: Urban Outfitters
Şapka /Hat: Pull &Bear

Iphone günlüğü 3

Günaydın! Güneşli,tembel  bir pazara, en iyi ne zamandır yapmadığım bu başlık gider diye düşündüm, VH1′da Groove Armada’dan “my friend” çalıyor, bu durumla pekte güzel gidiyor :)

Morning! I think Iphone diaries which I couldn’t have done for a long time would be the best for a sunny and lazy Sunday. The song “My friend” from Groove Armada is on VH1  also is going great with this mood :)

Leopar çanta Miss Selfridge, benim gözüm daha küçük olan Topshop’ta ama…
Leopard bag from Miss Selfridge but I’m eyeing on the smaller one at Topshop.

Özlem Süer’in Akmerkez’deki Black Box mağaza açılışı
Opening of Ozlem Suer’s store in Akmerkez called Black Box.

H&M ‘den Blue My Mind , Pastel’den 24 (Yeşil olan)
Blue my mind from H&M, number 24 from Pastel
Bloglar kitabı 1. sayı
Bloggers’ bookazine issue # 1

M.a.c.’in en şirin serisi “Venomous Villains”
M.a.c.’s cutest series ever ”Venomous Villains”

Orly – Enchanted Forest

Bilun Şen’in mağazasından
From Bilun Sen’s store opening

80′s taste

Güzel haftalar! Bugün yine bir hafta sonu özetiyle başlasın, olur mu? Cuma akşamı, DJ Mag dergisinin 2009 yılı oylamasında dünyanın 1 numaralı dj i seçilen, Armin Van Buuren’le tatile güzel bir başlangıç yaptık. Bir trance dinleyicisi olmama rağmen, müzik, ortam, görseller ve bir de  üstüne kreması bu sevimli Hollandalı ile tanışınca ben oldukça eğlendim, böyle partileri özlemişiz. Cumartesi yine müzik adına, başka bir etkinliğe katıldık, hep ıska geçtiğim ama oldukça sevdiğim Faithless Maçka Küçükçiftlik Parkı’ndaydı, tabi biz de orada. Elektronik müzik grubu oldukları için canlı performansta, bazen aynı keyfi alamamış olsak da, God is a dj , Salva Mea, Insomnia.. gibi klasikler çalarken zıplamamanın mümkün olamayacağını tahmin edersiniz. Pazar günü bu kadar eğlenceden sonra, sakin geçmeliydi, güneşe kendimizi bırakıp, dinlenebileceğimiz bir su kenarına attık yorgun bedenlerimizi. Akşam çıkışta benim hep arkadaşlarımdan, oradan, buradan duyduğum Uzunya‘da bulduk kendimizi, deniz kokusunu içimize çeke çeke yedik akşam yemeğimizi :)

Hello! Let’s start the new week with a little brief from the weekend. We’ve been to Armin Van Buuren, who was chosen as world’s number 1 dj of year  2009 and it was so much fun. Even I’m not a trance fan, I ended up meeting with him and that was the icing on this lovely night :)) On saturday, this time we were out for Faithless, I loved their music but never had a chance to listen them. The performance was ok ofcourse it was hard not jumping around when they sang their classics like God is a dj, Salva Mea or Insomnia. After these two nights in a row, we need a quiet day,went to the pool and had a nice dinner by the sea side, a place called Uzunya.

Bu özetten sonra, bir süre ihmal ettiğim bölüm, bir kıyafet postu ile devam edelim. Geçen hafta, benim blog yazarları arasındaki ilk göz ağrım Mordolap ile buluştuk. Yemek ve sohbetin ardından, kendisini Cremeria Milano’dan dondurma ısmarlama vaadiyle kandırıp, arada fotoğraflarımı çekmesi için emrivaki yaptım :)

I’ve been neglecting outfit posts for several reasons but here is one for a start.  We had dinner with Mordolap last week and she was the first ever blogger whom I like so much that I met from local blogosphere. I insisted on eating ice cream on my treat, on the way I popped the question if she could take my pics :)

Üst ve etek / Tee and skirt: Zara
Ayakkabı / Shoes: Topshop
Çanta / Bag: Marc by Marc Jacobs
Metal bileklik / Metal cuff: H&M
Pembe bileklik/Pink bracelet: Fendi